Akıllı adam; tarihten ders alır, aptal ise intikam almaya kalkışır. Bir
zamanlar Osmanlı’dan intikam alma gayretindeki fanatiklerin yerini son
zamanlarda Cumhuriyetin kurucu kadrolarıyla hesaplaşma gayretindeki
öteki fanatikler aldı.
Osmanlı nın yanlışları yok muydu? Olmasa yıkılır mıydı? Ama doğruları
da vardı. Olmasaydı Sakarya boylarından çıktığı yolculukta Viyana
önlerine ulaşabilir miydi? Doğrulardan alacağımız dersler kadar,
yanlışlardan alacağımız dersler de vardır ve hatta bunlardan
çıkaracağımız dersler daha da önemlidir. Bütün bunları araştırmak,
ortaya çıkan yeni bilgi ve belgelerin ışığında değerlendirmek ve
bugünlerimize, yarınlarımıza dersler çıkarmak “ben aydınım” diyen
herkesin hem hakkı hem de görevidir.
Ne yazık ki tarihimiz konusunda objektif olamıyoruz. Ve yine ne yazık
ki eleştirinin sakinliğinden taraftarlığın şiddetine geçiyor ve hepsi
de bizim olan tarihi şahsiyetlerin birisini savunmak adına -hiç gerek
yokken- ötekilere aklımıza estiğince ve adabımız elverdiğince hakaret
ediyoruz. Düşünmüyoruz ki, karşımızdakinin değerlerine yönelteceğimiz
her saldırı her hakaret bir bumerang gibi dönüp bizi vurur. Kaldı ki
tarih de tarihi şahsiyetler de hepimizindir. O şahsiyetlerin
yanlışlarını tespit etmek, altını kalın çizgilerle çizmek ve
hafızalarda yer etmesi için vurgulamak başkadır, şu veya bu gerekçeyle
sevmediğimiz bir şahsiyeti hırpalamak için yalanlardan, yanlışlardan
medet ummak ve hakaret etmek başkadır.
Her ikisi de Türk olan Timur’la Yıldırım arasındaki Ankara savaşı altı
saatte bitmiştir ama biz altı asırdır hala o kavganın tarafı olarak
birbirimizle çatışıyoruz. İkisi de Türk olan Yavuz Sultan Selim le Şah
İsmail arasındaki Çaldıran beş asır geride kalmıştır ama İran Türklüğü
ile Anadolu Türklüğü arasında hala bu savaşın ektiği ayrık otları, boy
atmaktadır. Ya da başka bir ifadeyle coğrafyanın dayattığı kaçınılmaz
rekabetin ateşi, bu savaşın rüzgarıyla harlanmaktadır ve ne yazık ki
iki tarafta da bizi yakmaktadır.
Osmanlı ne kadar bizimse Cumhuriyet de o kadar bizimdir. Ya da
tersinden bir söyleyişle ifade edersek Osmanlı ne kadar bizimse
Cumhuriyet de o kadar bizimdir. Abdülhamit Han ne kadar bizimse Enver
Paşa da o kadar bizimdir. Gazi Osman Paşa ne kadar Osmanlı paşasıysa
Mustafa Kemal de o kadar Osmanlı paşasıdır; Mustafa Kemal Atatürk ne
kadar Türk ise Gazi Osman Paşa da o kadar Türktür ve her ikisi de
bizimdir, her ikisi de övüncümüzdür. 14’üncü asrın ortalarında bir
salla Çanakkale’yi geçen akıncılar da bizimdir, 20’nci asrın başında
bütün dünyaya “Çanakkale geçilmez” diye meydan okuyan Mehmetçik de
bizimdir.
Yarının büyük Türkiye’sinin yolu, dünün çatıştırılmasından değil dünün
barıştırılmasından geçer. Dünün siyasi ayrılıklarını bugüne yol
tabelası yapmak ve hele de bunu siyasetçilerin yol mühendisliğinde
uygulamak hiç doğru değildir. Bu bizi birliğe ve aydınlığa götürmez
ayrışmanın ve parçalanmanın karanlığına sürükler. Hiçbir ikbal hesabı
da o vebali ödemeye hem değmez hem de yetmez.