n Tam bir yıl bir gün sonra yine sel, yine perişanlık. Bu sefer doğudan değil batıdan geldi felaket ve şükürler olsun can kaybı yok. Ama “kentin çağdaş yüzü” denilen ve “cazibe merkezi” olduğu öne sürülen ilçenin hali yürekler acısı. Yağmur yağdı, makyaj aktı ve altyapının olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Sadece o mu? Hayır, kulun Allah yapısına müdahalesinin, kapatılan derelerin, suyun doğal akışının önüne çekilen yapay setlerin yanlışlığı da bilmem kaçıncı defa ortaya döküldü. Ve bir de kenti yönettiklerini ve hatta yönetmekten de öte çağ atlattıklarını öne sürenlerin demeçlerindeki gerçek dışılık.

n

n

n

n Kimi kent yöneticileri pek hazzetmeseler de bu kentte Mimarlar Odası ve Embiya Sancak yıllardır bir şeyler söylüyor, bir şeyler yazıp çiziyor. Ama kendileri söyleyip kendileri dinliyor, kendileri yazıp kendileri okuyor, kendileri çizip kendileri bakıyorlar. Kimse tınmıyor. Ne griptir ki, söylediklerinin yüzde doksanında da onlar haklı çıkıyor. İhmallerin ve yanlışların faturasını ise her seferinde Samsun halkı ödüyor. Kimi canıyla, kimi malıyla, geride kalanlar da boşa harcanan vergileriyle.

n

n

n

n Loevlet’in yeri yanlıştı fakat o yanlış yere o devasa alışveriş merkezi yaptırıldı. İmara açılmasının yanlışlığı ilk afette ortaya çıktı. Aslında konunun uzmanları yanlışlığı biliyordu ve uyarmışlardı. Şimdi özel teşebbüsün yanlış yatırımını kurtarmak için kamu kaynaklarından milyonlarca(eski hesapla trilyonlarca) liralık harcamayla sel kapanı yapılıyor. Faturayı hiç günahı olmayan bu halk ödüyor!

n

n

n

n Kuzey Yıldızı, kentsel dönüşüm alanı dere yatağıydı, Mimarlar Odası paneller düzenlemiş, raporlar yayınlamıştı. Kimse umursamadı. Yetmedi; bir de Yılanlıdere’nin üzeri kapatıldı. İlk selde tıkandı, taşan sular karayolunu aştı, iftiharla anlatılan ve törenlerle açılan Kuzey Yıldızı nın birinci bölümünü bastı. Binalara bir şey olmadı ama bodrumda yaşamaya mahkum ettiğimiz dokuz vatandaşımızı gece uykusunda sele kurban verdik. Hesaplar kitaplar yapıldı şu kadar trilyon lira zararımız var diye. Malın çetelesi tutulur ama cana nasıl bedel biçilir ki? Biçemezlerdi, biçemediler de.

n

n

n

n Canlar doğudan Canik’ten gitmişti ama tehlike çanlarının sesi batıdan Atakum’dan yükseldi. Kentleşme adı altında betonlaşma yaşanmış, dere yatakları doldurulmuş, yağmurun toprağa sızması ve denize akması engellenmişti. Yağmur damlaları birikti sel oldu ve kulun yanlış hesabını bozdu. Meydanları, yolları, binaları işgal etti. Ne yazık ki suçlulardan intikamını; masumları perişan ederek aldı.

n

n

n

n Embiya Sancak, Değirmenderesi ıslahının ve köprüsünün fotoğrafını yayınlamış. Merak ettim ve gittim. Önünü kesen karayolunu aşıp denize ulaşmak için bir çıkış arayan yağmur sularının yaptığı tahribatı kendi gözümle gördüm. Cehalet mi yoksa umursamazlık mı? Ya da siyasetin göz boyamacılığı mı? Faturasını yine biz ödeyeceğiz. Malı gidenler mallarıyla biz geriye kalanlar da vergilerimizle. Ve yeni bir afete davetiye çıkarmaya devam edeceğiz sekiz ay sonraki seçimlerde her şeyi unutmuş olarak vereceğimiz oylarımızla.

n

n

n

n Atalarımız “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” diye boş yere dememişler. Siyasetçilerimizin tüm boş vermişliklerinin arkasında insanoğlunun bu unutkanlık hastalığı vardır.

n

n

n

n NOT: Dün bu sütunlarda yayınlanan “Bu Ne Tepki” başlıklı yazımızı okuyan kimi okuyucularımız “Atatürk’ün yaptığı demiryolunun uzunluğunu vermişsin ama Erdoğan’ın yaptıklarını vermemişsin” dediler. Haklılar; Sayın Erdoğan 2002-2012 arasını kapsayan on yılda toplam 1.085 kilometre demiryolu yapmıştır. Bu, yılda 108 kilometre eder ki Atatürk’ün bir yılda yaptığı ve millileştirdiği 471.6 kilometre demiryolunun dörtte birinden daha azdır.