n

n

n Herkesin taşıyabileceği bir yükü vardır. Bunu maddi anlamda düşünmeyebiliriz de. Sorumluluklar anlamındadır bazen. Yorulduğumuz, bittiğimiz anlar olur. Hayat bizi zor anlarımızda yakalar. Bardağı taşıran bir damla su gibi taşıdığımız yük, sorunlarımız bize ağır gelebilir. Yoruluruz, yorgun olduğumuzu anlarız. Dinlenmemiz gerekir. Dinlenmeye vakit bulamayız. Kendimize zaman ayıramayız. Oysa biz mekanik bir alet değiliz ki; insanız. Kendimize ayıracağımız zamanlar olmalı.

n

n Böyle anlarda coşkun akan bir şelalenin veya debisi yüksek bir ırmağın hiç durmadan aktığını düşündüğümüz olur. Kılcal damarlarımızda hissederiz serinliği, heyecanı, coşkuyu.

n

n Oysa, şehrin insanı teslim almış zorunluluklarında kendini kaybetmiş birçok insan var. İşte bir damla su, bardağı taşıran… İnsanı yoran, teslim alan da taşıyamayacağı gramlarla ifade edilebilen yükler. Yılların biriktirdiği sorunlar. Sorunlar yumağı. Böyle zamanlarda insanın güçlüklerin üstesinden gelebilmesi için dinlenmeye, tatile gereksinimi olur. Şehir, karmaşık yapı beraberinde yalnızlaşmayı, bireyselliği ve merhametsizliği getiriyor. Maddi anlamda insana sunduğu bütün konforlar; insanın içine düştüğü zorlukların oluşturduğu girdaptan çıkmasına yetmiyor.

n

n Yalnızlaşan insan, insan arıyor. Kendi yetişmişlik düzeyine göre güçlüklerin üstesinden gelmeye çaba gösteriyor.

n

n Ne diyelim? Bu her toplumda böyle… Çağımızın hastalığı. İnsanı tedirgin eden, bu hastalıktan kurtulmanın yolu, bireysel olduğu kadar toplumsal gayret de gerektiriyor.

n

n Ne mutlu kendini bu hastalığın kıyısından uzakta tutabilenlere…

n