Benim çocukluğumda "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur " diye bir slogan vardı.

Şimdilerde bu söz bana pek anlamsız geliyor. Gördüğüm o ki, sağlam kafalı ve sağlam vücutlu insan göstergesi pek cılız görünmekte.

Yaklaşık üç yıldır çok sıkça hastanelere gitmek zorunda kaldım.

Başka şehirde başka yerleşkelerde bir dolu hastane gördüm.

Gördüğüm tüm hastaneler insan dolu. Hatta yatmaya kalktığınızda oda dahi yok.

Herkes hasta. Herkesin bir derdi sıkıntısı ve kederi var.

Hatta hastane koridorlarında bağırıp, çağıranları kavga edenleri dahi gördüm.

Devlet hastaneleri, özel hastaneler, klinikler her yer insan kaynıyor.

Düşündüm taşındım. Hastalıklı bir toplum olduğumuza karar verdim.

Başka ülkelerde hastanelerde bu kadar çok izdiham ve kalabalık göremezsiniz.

Bu konunun mutlaka araştırılması gerekir diye düşünmekteyim.

Televizyon kanallarını şöyle bir gezdiğimde aklı başında bir program veya belgesel niteliğinde sizi alıp götürecek mutlu edecek bir program yok.

Ya evlilik için pazarlık eden tipler. Ya da yemek programları, ki bu programlarda da itici ve iğneleyici söz sarf eden insan toplulukları.

Ya da adalarda modalarda sözüm ona macera yaşayan sözüm ona action programlar.

Saçma sapan sohbetler, akıl sır erdiremediğim yarışmalar.

Çok uzun yıllar oldu keyifli bir televizyon programı izlemedim.

Dizileri ve fragmanları görmekten gına geldi. Yaşamlar dahi nerdeyse dizi saatine göre

ayarlanıyor.

Çocuklar dizilerde gördüğü kahramanlara , karakterlere özenti içinde büyüyor.

Kaldı ki bu kahramanların çoğu da silaha , şiddete özendirici.

Sokaklarda , restoranlarda toplu yaşam merkezlerinde herkesin elinde bir telefon. Nerede ise aygıtın içine girecekler. Evlerde yemek saatinde ebeveynler masaya dahi telefon ile oturmakta.

Gerçekten de ruh sağlımız yok ediliyor.

Bilgisayar ve teknolojinin diğer bütün nimetleri , hayatımızın tam ortasında.

Sanal alemler ve sanal arkadaşlıklar ve( LiKE ) lar ve de emojiler.

Son 16 yıl içinde 440 bin çocuğun doğum yaptığını okumak dehşet verici.

Bunların çoğu çocuk gelin ya da tecavüz ya da benzeri toplumsal kıyım ve yara.

Hayvanlara yapılan korkunç işkence ve sapıklıklar.

Ardı arkası kesilmeyen kıyımlar , sapkınlıklar , kavgalar ve şiddet gösterileri.

Asansöre dahi binerken korkuyorum ben.

Böyle bir yaşamın içinde ruh sağlığını konuşmak abesle iştigal.

Hal böyle olunca zihinler ister istemez hasta oluyor.

Oysa ruh sağlığımız çok önemlidir.

Ruh sağlığı olmayan insanların fiziksel arazları da artar.

Bir başka deyimle fiziksel sağlık , ruh sağlığı ile doğru orantılıdır.

Özgüveni yerinde olan her insanın ruh doktorlarına gidip sağlıklı kalabilmenin yolunu araması gerekir.

Hatta daha da ileri giderek herkesin bir psikatrı olması gerektiğini düşünmekteyim.

Günlük bir gazeteyi okumak dahi insanın ruh sağlığını alt üst edebiliyor.

Gün geçmez öldürülen bir kadın ya da sokakta vuruşan insanları okursunuz.

Şöyle arkanıza yaslanıp keyifli bir gazete okumak adeta lükstür.

Demem o ki , ruh sağlığınız yerinde olursa fiziksel sağlık kendiliğinden gelir.

Son zamanlarda okuduğum bağırsak ve beyin fonksiyonlarının birlikteliğini anlatan kitaplara inanmamak mümkün değil.

Anlayacağınız beynimiz iyi ve doğru çalışıyorsa beden sağlımız da iyi olacaktır.

Ne yazık ki yaraları ve acıları ile mutlu olmaya yatkın bir toplumuz biz.

Gözyaşı ve arabesk ile beslenmeyi severiz. Hal böyle olunca hastalıklar kaçınılmaz oluyor.

Onun için aklımızı ve beynimizi hoş tutup onları nazlamalıyız.

İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değildir.

İnsanı ayakta tutan duyguları , umutları , geleceği ve onu hayata bağlayan düşünce ve düşleridir.

SOKAK HAYVANLARI İÇİN BİR KAP YEMEK BİR KALP SEVGİ