Löseminin yakamıza amansız şekilde yapıştığı o günler.

Hastaneden döndüğümüzde akşamın ilerlemiş saatlerinde çalmıştı kapı.
Nefes aldırmayan tedaviler sonrası yan etkiler kendini göstermeye yüz tutmuştu. Hastaneye gidilen gün öncesi başlayan tedirginlik ve ertesi günkü koşturmaca bizi hallaç pamuğu gibi dağıtmış, korkularımızın büyüğü yan etkilerle yorgun düşmüştük.
Biri bitmeden diğerinin başladığı tedavilerde, lösemiyle mücadelenin acımasız tavrının yakamıza yapıştığı günlerdi.
‘İki ucu keskin bıçak’ tedaviler için söylenecek en uygun cümle olsa gerek.
İlaçlar kötü huylu hücreleri yok ederken, hastayı son derece sarsıyor. Sürpriz olmayan ve unutmaya çalıştığımız olumsuzluklar, birkaç gün sonra kaybolsa da, dinlenmeye fırsat bulamadan kendimizi yeniden hastanede buluyorduk.
Öyle veya böyle geçen haftalar, aylar ve yıllar…
Bir tarafta olmazsa olmaz tedaviler, diğer tarafta tedaviler sonrası gerçekler…
İşte o günlerin bitiminde, gecenin ilerleyen saatleriydi.
Tedavilerin yorduğu dönemde maharet, olumsuz tabloyu olumluya dönüştürmekti. Çalan zile, “Bu da nerden çıktı!” diyemezdik. Eve gelen herkes oksijen deposu gibi geliyordu bize. Kapıyı açtığımda komşunun küçük afacanı jet hızıyla içeriye daldı. Onun için kapıyı açan değil, kapının açılması önemliydi. Üç yaşındaki çocuğun evimize giriş çıkışında sınır yoktu. Emrah’ın moral kaynaklarından arkadaşı ne zaman canı isterse gelebilirdi. Aramızdaki samimiyet o kadar içtendi ki, evde hareket etme özgürlüğünde ölçü yoktu.
Gürbüz, Emrah ve kendisiyle ilgilenen annesinin yanında yerini almıştı. Neşeli ve mutlu haliyle ortamın havasını idrak edebilecek durumda değildi ama moralleri zirveye taşıyacak kişiydi. Emrah abisiyle göz göze geldiğinde; farklılık kendisini göstermeye başladı. Evde asık yüzler tebessümle buluşmuş, birkaç dakikada sıkıntılı ortamdan eser kalmamıştı.
Üç yaşındaki çocuğun lösemiyle mücadeleye katkısı…
Doksanlı yıllarda benzer olayları sık sık yaşadığımız küçük afacan, bugün doktor adayı. Bundan sonra, akademisyen ve bilim adamı olarak hizmette yoluna devam edecektir.
Bu da küçük yavrumuza Allah’ın bir lütfu olsa gerek.
Lösemiyle mücadele sorumluluğu toplumda herkesin üzerinde.
Bugün hâlâ mücadeleye, “Ben ne yapabilirim ki!” diyerek elini taşın altına koymaktan imtina edenlere, “Biz daha ne söyleyebiliriz ki!” sözünden öte diyeceğimiz yok.