Ben diyemem de beni bırakın TBMM’de temsil edilen CHP’nin İl Başkanı Mehmet Atalay da MHP’nin İl Başkanı Şaban Kılıç da ve temsil edilmeyen diğer partilerin saygıdeğer il başkanları da diyemez. Birincisi adap ve edebimiz, devlete sadakatimiz ve devlet kurumlarına saygımız buna izin vermez. İkincisi de meydana çıkıp devletin kolluk kuvvetlerine parmak sallayarak ve onları azarlayarak, “Ben senin valinden önemliyim” dediğimizde yasaların yakamıza yapışacağını biliriz.

Ama bu ülkenin bir başka bölgesinde bir partinin, hadi adını da verelim, BDP’nin HDP’nin en son adları neyse işte onların bilmem nere il başkanı yasadışı eylemlerini engellemeye çalışan polise, polis şefine parmağını sallayarak bunları söyleyebiliyor. Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi çekip gidebiliyor. PKK/KCK yapılanmasının bir ilin üst düzey kamu görevlisine mahkeme celbi gönderdiği, sokaktaki iki polisi zorla mahkemeye götürmeye kalktığı, Kandil’in “biz de tutuklamaya başlarız” dediği, diyebildiği bir günde “bu da sorun mu?” diyebilirsiniz. Benim bu tavrımı bataklık dururken sivrisinek vızıltısını dert edinmek olarak da algılayabilirsiniz. Saygı duyarım ama neyleyim ki ben buyum.

Aynı gün aynı haber kuşağında bir haber daha var. İstanbul’da kaçak elektrik kullandığı için hapis yatan bir kanser hastasının hikayesi. Yine depreşiyor içimdeki o duygu ve kendi paramı ödediğim gibi bir de güzel yurdumun bir köşesinde ödenmeyen elektik paralarını da ödediğim aklıma geliyor. Yasalara saygı ya da bu ülkede Türk olmak suç mu diye düşünmeden edemiyorum.

Bu ülkede iki devlet mi var? Biri egemenliğini sonuna kadar kullanan, diğeri ise egemenlik hakkı tartışmaya açık iki ayrı devlet. Ya da aynı millette iki ayrı zümre mi söz konusu? Birisi yükümlülükleri olan ve bunu yerine getiren bir halk, diğeri ise her türlü yükümlülükten muaf bir başka halk? Olmaz böyle bir şey; bırakın yaşanılmasını düşünülmesi bile akla ziyan.

Ben rüya görüyorum galiba, rüya da değil karabasan. En geç sabahleyin uyanırım bu uykudan ve kurtulurum bu karabasandan. Bilirim her batış bir doğuşa, her gece bir sabah, her karanlık bir aydınlığa gebedir.