Dünyanın en eski medeniyetlerini barındıran Anadolu, bilindiği kadarı ile 8-10 bin yıllık tarihe sahiplik etmiştir. Bütün bunları burada saymaya kalksak, bu makalenin içine sığmayacağı kesindir. 1071 tarihi itibari ile, yani Alpaslan ın Anadolu nun kapısını Türklere açması ile birlikte bu topraklar bize nasip olmuştur ve bin yıla yakın süredir de burada yaşamaktayız. Esas olarak da Anadolu yu Türkleştirenler Anadolu Selçuklu Devleti’dir. Buna göre, bu topraklardaki hükümranlığımız dünya üzerindeki birçok devletin kuruluşundan çok daha önceki tarihe kadar gider. Birçok kavimlerin gelip geçtiği ve Asya ile Avrupa arasında bir köprü vazifesini gören bu topraklar, tarih boyunca birçok kavimlerin istilasına uğramıştır. Elbette, bu sebepten dolayı, birçok milletlerin toplandığı, karıştığı, hercümerç olduğu bir yer olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak güçlü olanlar burada hükümranlığını sürdürebilmektedir.
Anadolu yu Türklerin vatan edinmelerinin de bir suçu olmasa gerektir. Zira, dünya üzerinde çeşitli kavimler, egemenliklerinin altına aldıkları toprakları da yurt edinmişlerdir. Özellikle, Ortaçağdan sonra, Batı bu işi çok ileriye taşıyarak kimileri, dünya imparatorluğu bile kumuşlardır. ABD nin Kuzey Amerika da 200 yıllık bir tarihi vardır. Dünya üzerinde bununla ilgili daha birçok örnek verilebilir.
Bütün bu açıklamalardan sonra Türkiye üzerinde, Batının önderliğini yaptığı ve sen bunu yaptın, şunu da yaptın gibi hususları da anlamak mümkün değildir. Bunların temeline inildiği zaman ise kuzu ile kurdun suyu bulandırdın hikayesinden ileri bir durum olmadığı gerçektir. İşin tuhaf tarafı ise, özellikle Osmanlı İmparatorluğu zamanında bu topraklarda hayat bulan, kendi öz vatanları olarak gören ve yaşayan grupların nasıl olup da sonradan bu şekilde hareket ettiklerini anlamak da mümkün değildir. Anadolu da 622 yıl hüküm süren Osmanlılarda, ırk ayrımcılığı (discrimination), soykırımı (jenosit), ortadan kaldırma ve kültürlerini yok etme (eradication), hususları asla olmamıştır ve olması da mümkün değildir. İşte bütün bunlara bağlı olarak, bin yıllık tarih içinde insanlar dost ve kardeş olarak yaşamışlardır. Bunun gerçek delili ise İslamlıktır. Müslümanlarda yukarıda açıkladığım hususlar asla mevcut değildir, olması da imkân dahilinde değildir. İslâm dini ile Hristiyanlığı birbirinden ayıran en önemli husus da burada, bu anlayışta yatmaktadır. Yalnız her devlet kendi hükümranlığına ortak olmak isteyen veya onu ortadan kaldırmak isteyen güçlere karşı kendini savunacaktır veya buna mecburdur. Ağızlarından demokrasiyi düşürmeyenlerin bu husustaki davranışlarını hep gördük.
Öteden beri, Ermenilerin 1915 tarihindeki, sözde soykırım iddialarının temelinde yatan ve 19. yüzyılda kurulması planlanan büyük Ermenistan hayali yatmaktadır. Tarih kendi içinde, kendine göre bir diyalektiği olan bilim dalıdır. Son zamanlarda buna siyasilerin el atması ise bunun bir bilim olarak değil, siyasi görüş olarak ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bütün bunlar yetmez gibi, şimdi de Dersim olayları gündeme geldi. Gerek Ermenilerin ileri sürdürdüğü sözde Ermeni soykırımı ve Dersim katliamı var mıdır yok mudur? Bunun cevabını tarih içinde ve bilimsel yöntemlerle araştırmak gerekir. Eğer siyasiler bu hususları sadece gündeme getirip de bilimsel adımlar atılmıyor ise bunun siyasi bir tarafı ağır bastığı gerçeği de inkâr edilemez. Bütün bu olanların, ister istemez, Sevr i çağrıştırdığı ortadadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Türk Kurtuluş Hareketi, onların Osmanlılar üzerindeki emellerinin suya düşmesini ortaya koymuştur. Viyana ya kadar uzanarak, Vatikan ın merkezini bile ele geçirmeyi planlayanları, Hıristiyanlık Dünyası unutmamaktadır, unutması da mümkün değildir. Batının ülkemiz üzerindeki emellerinde bu anlayış yatmaktadır. İnternete girerek, Büyük Ortadoğu projesindeki haritaları lütfen inceleyiniz. Bu haritalar yeni değildir ve Sevr deki haritaların özelliğini taşımaktadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce bütün bunlar kararlaştırılmıştır. Batı, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yoktan var ederek ortaya koydukları, hesaplarında olmayarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti’ne sundukları bitmez tükenmez diyetlerin sebebi de budur. Atatürk ün deyimi ile, Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar olmasını Allah’tan diler, saygılarımı sunarım.