Çocukluğum önce babamdan sonra da Feridun Fazıl Tülbentçi’den Osmanlıyı dinleyerek gençliğim ve sonrası da okuyarak geçti. Babam rahmetli Cemal Kutay’ın Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi’nin abonesiydi. Feridun Fazıl Tülbentçi ise tarihi roman yazarı ve Ankara Radyosu’nda “Kahramanlar Geçiyor” programının yapımcısıydı. Yayın saatini iple çekerdim. Adını şimdi hatırlamadığım akıncı beyinin programda duyduğum “Güneşi adım adım takip edene gece olmaz” sözü hala hafızamdadır.

Bir zamanlar Osmanlıya sövmek modaydı şimdilerde ise Osmanlıya öykünmek. Çirkin sövgüler isyan duygularımı kabartırdı, çiğ övgüler, kaba öykünmeler ve daha da kötüsü arsız ve utanmaz istismarlar da midemi kaldırıyor; kusmamak için kendimi zor tutuyorum.

Siyasetçilerin kendi küçük hayallerini Osmanlının ihtişamıyla açıklamaya kalkmaları ya da eti ve budu belli belediyelerin üç on para masrafla giydirdikleri çalışanlarından dünyanın ilk ve en muhteşem askeri bandosu mehteri temsil ettiklerini sanmalarına illet oluyorum. Dünyayı titreten ordunun bandosu diye çocuklarımıza ve gençlerimize gösterdiğimiz örnek o mehtere, o orduya ve o Osmanlı’ya saygısızlıktır.

Ankaraspor’un adının Osmanlıspor olarak değiştirileceği haberi, tüm bunların üzerine tüy dikti. Osmanlıyı siyasetin aracı yapmak için Osmanlıyı ayaktopunun konusu kılmak ve topun ardında meçhule sürüklemek! Küfrün bininin bir paraya gittiği statlarda küfre muhatap kılmak! Bu Osmanlıya saygı değildir, bu Osmanlıyı istismardır, bu Osmanlıya hakarettir. Bu Osmanlıyı yüceltmek değil sıradanlaştırmaktır.

Liglerimiz parsellenmiştir, ilk üç bellidir ve ne yazık ki dün Ankaraspor bu ilk üçe bir türlü giremediği gibi yarın da Osmanlıspor giremeyecektir. Cihanın en büyük imparatorluğunun adını kümede kalma mücadelesi verenler arasına yazdırmaktan bir an önce vazgeçilmeli. Osmanlı adı bir takıma verilecekse o takım ya birinci, en azından birinciliğe aday olmalı ya da Osmanlı ismi verilmemeli. Osmanlıya saygının gereği budur.