Arapçadan girmiştir dilimize, “sorumsuz/sorumlu tutulamaz” anlamındadır. Bu sorumsuzluk; yasalarla belirlenen sınırlar içinde ve ancak yasalar karşısında söz konusudur. Yoksa siyaseten ve hele de ahlaken sorumsuzluk, hiçbir zaman hiçbir kimse için söz konusu olmamıştır. Bizim inanışımızda iki grup sorgu sualden münezzehtir; birinci grup aklı olmayanlar, sabiler ve deliler, ikinci grup ise nefsi olmayanlar yani melekler. Bunların ötesinde kimse layüsel yani sorgulanmaz değildir, hele de soru sorulamaz hiç değildir, gün gelir herkes sorgulanır ve herkese yaptığı da ettiği de bildiği ya da bilmediği de sorulur.

Çağdaş toplumlarda gazeteci “toplum adına soru sormak” için ve biraz abartarak söylemek gerekirse belki de sadece bunun için vardır. Son zamanlarda hem gazeteciler yeterince soru sormaz hem de soru soranlar tepkiyle karşılanır oldu. Bu sakat anlayışın son örneğini Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim sergiledi. Terim kendisine “hoşuna gitmeyen” bir soru soran yabancı gazeteciyi “bana böyle bir soru soramazsın” diyerek o kendine has jest ve mimikleriyle katmerlenmiş bir edayla fena halde haşladı!

Soru Fatih Terim’in hoşuna gitmeyebilir, canını sıkabilir, yanlış ve hatta saçma olabilir, ama dünyanın “demokrasiyi içselleştirmiş ve sporu nefret değil de sevgi diliyle” anlayan ve anlatan hiçbir ülkesinde gazeteci sırf yanlış ya da anlamsız bir soru sordu diye azarlanmaz, fırçalanmaz! Saçma soruya gülünür geçilir, cevap verilmez, hepsi kabul, ama gazeteciye -kendisi adap ve edep sınırlarını aşmadığı sürece- diskur çekilmez, ayar verilmez.

Kendisini sorgulanamaz hatta soru bile sorulamaz sanan “çağdaş layüseller” hızla çoğalıyor ve toplum da aynı hızla kamplaşıyor. Sevginin diliyle anlaşmak yerine nefretin ve hiddetin diliyle ayrışmaya doğru sürükleniyoruz. Fıkra bile olsa Amerika’da papaya “Geneleve gidecek misiniz?” diye soran gazeteci algısının bizde nasıl olup da “soru soramaz insan” algısına dönüştüğünü iyi irdelemek zorundayız. O algıdan bu algıya geçişte demokraside ileriye gidiş değil geriye düşüş vardır. Fatih Terim en popülerlerden birisi olduğu için dikkat çekmektedir yoksa türünün tek örneği değildir; ondan önde de ondan sonda da çok Fatih Terimler vardır.

Bu arada basına “gelişigüzel fırça atanları” eleştirirken her önüne gelenden “gelişigüzel fırça yiyen” sessiz, dilsiz, kimliksiz ve kişiliksiz gazeteci müsveddelerini de unutmamak gerekir. Kalemini ya da mikrofonunu, objektifini ya da kamerasını kendi basit çıkarları uğruna birilerinin emrine verenlerin sorgulama hakkına kimsenin saygı duyması mümkün değildir. Mesleğe bizim mahallenin yalakalarının verdiği zarar, öteki mahallelerin kabadayılarının verdiği zarardan kat be kat fazladır. Bu da bizim mahalle adına bir hazin itiraftır.