Durun; hemen kızmayın ve okumaktan vazgeçmeyin. “As ama önce dinle”
derler; o hesap, hele bir okuyun; daha sonra “peşin hüküm” diye
yargılar ve asarsınız beni.
Ben baştan beri karşı çıktım “çözüm süreci” denilen “çözülme
sürecine.” Sorunu çözmedik, çözemedik ama ne yazık ki millet olarak
çözüldük, bizi birbirimize bağlayan milli bağlar çözüldü. Ülkenin
belli bir bölümünde devlet egemenliğinin tasfiyesine yönelik
girişimler, büyük mesafeler kat etti. Milletle devlet arasındaki güven
duygusu ve sadakat kavramı, ciddi darbeler aldı. Madde madde anlatayım:
1-“2013 yılından yani çözüm sürecinin başladığı andan itibaren PKK
sistematik olarak çözüm sürecinin hilafına ne kadar şey varsa yaptı.
Yani açık konuşalım, devlet neredeyse görmezden gelen ve zaman zaman
zaafa düşme pahasına çözüm sürecine halel gelmesin diye olup bitenlere
göz yumarken; PKK sistematik bir şekilde çözüm sürecine karşı her türlü
hamleyi yaptı.
Öcalan ın son Nevruz açıklamasına bakıp yanılmaya gerek yok arada
saldırıları devam etti. Çözüm sürecini bozan, kamu düzenini bozan
eylemler devam etti. Bunlar devlet tarafından görmezden gelindiği
için kamuoyunun da çok dikkatini çekmedi.”
2- Çözüm sürecinin birinci koşulu örgütün silah bırakmasıydı. 2.5 yıl
sabredildi. Bölgedeki insanlar artık bunlara ne zaman dur diyeceksiniz
diyorlar. Ne zaman bu insanların kaçırılması, gelip herkesten haraç
alınması, karakollar kurulmuş, vergi daireleri, haraç daireleri
kurulmuş dağların belli eteklerine. Oralara artık servisler yapılır
hale gelmiş. Bu böyle devam edemez.
Çözüm süreci baştan itibaren ön koşul olan silah bırakması şartının
sağlanmadığı bir süreç olarak devam ediyordu. Birazcık da devletin
sabrıyla devletin ne yazık ki göz yumması diyeceğim bir düzeyde devam
ediyordu. Bu böyle devam edemezdi. Halk güvenlik talep ediyordu.
Devlet 2.5 yıldır operasyon yapmıyor. Devletin operasyon yapmadığı
dönemde; örgüt her tarafa yığınak yapıyor, her tarafa terör estiriyor,
insanları kaçırıyor, yeri geliyor adam öldürüyor. Kaç korucu
öldürüldü biliyor musunuz? Sadece çözüm süreci başladığından bu yana
20 köy korucusu öldürüldü.
3- Çözüm süreci konusunda son bir iki yıllık gelinen nokta, eşkıya
dağdan şehre indi. Ve çözüm süreci adına da hükümet olarak aman diye
alttan alındı. Benim kanaatim bu. Ve buradan da zılgıt yedi hükümet.”
4- “Çözüm süreciyle ilgili CHP ve MHP den bazen politik söylemlerle
bazen de esasa yönelik eleştiriler gelmiştir. Bugün görüyoruz ki bu
eleştiriler büyük ölçüde haklıdır.”
Bunların hepsi yürek burkan ve can yakan acı tespitler ve hiçbirisi
bana ait değil. Başkaları yazdı, başkaları söyledi, ben sadece
derledim ve olduğu gibi aldım, kelimesine dokunmadım. İlki iktidara ve
sürece verdiği destek hiç tartışılmaz bir gazeteciye sonrakiler de AK
Parti’nin çok önemli isimlerine ait.
“Çözüm sürecini bozan, kamu düzenini bozan eylemler devam etti.
Bunlar devlet tarafından görülmedi” diyen gazeteci Mustafa
Karaalioğlu. “Çözüm süreci baştan itibaren ön koşul olan silah
bırakması şartının sağlanmadığı bir süreç olarak devam ediyordu.
Birazcık da devletin sabrıyla devletin ne yazık ki göz yumması
diyeceğim bir düzeyde devam ediyordu” diyen AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı Yasin Aktay’dır. Çözüm süreci konusunda son bir iki yıllık
gelinen nokta eşkıya dağdan şehre indi” diye yakınan da dünün AK Parti
Milletvekili, bugünün Cumhurbaşkanı Danışmanı Prof. Dr. Burhan
Kuzu’dur. TBMM kürsüsünden “Bugün görüyoruz ki bu eleştiriler büyük
ölçüde haklıdır” diyerek muhalefete hak veren de AK Parti
kurucularından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tır.
Ben demiyorum kendileri söylüyor: Çözüm süreci, devletin değil
eşkıyanın işine yaramıştır. Ve artık işimiz dünden çok daha zordur.