Bu yazı ne bir Osmanlı yergisi ne de bir Cumhuriyet güzellemesidir. Bu
satırların yazarı Osmanlının da Cumhuriyetin de en az bir diğeri kadar
Türk ve bizim olduğunun şuurundadır. Ve bu satırların yazarı şunu da
bilmektedir ki, Cumhuriyet kurulduğu için Osmanlı yıkılmamıştır,
Osmanlı yıkıldığı için Cumhuriyet kurulmuştur. Osmanlı, Cumhuriyetin
öncülü Cumhuriyet de Osmanlı’nın ardılıdır.
Ekonomi tarihçisi Mehmet Genç, Osmanlı’nın ilerleyişini de
gerileyişini de “mucizevi” diyerek açıklar. İkisi de doğrudur.
Türklerin İslamın bayraktarı olarak Haçlı Avrupa’nın bağrında
Viyana’ya kadar tüm dirençleri kırarak yürümesi elbet bir mucizedir.
Ama aynı Osmanlı Türkünün “büyük coğrafi keşiflerle dünya ticaretine
hakim olmuş, muhteşem icatlarla sanayi devrimini gerçekleştirmiş”
Hristiyan Batının ilerleyişine direnişi de o kadar mucizedir. Ne
yazık ki bu direniş yeniliş ve yıkılışla son bulmuştur. Ama Türk
milleti imparatorluğun harabelerinden yeni bir devlet inşa etmeyi
başarmıştır. Osmanlı’nın varisi o devletin adı Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’dir.
Cumhuriyet, Milli Mücadele ile başlayan bir başarı destanının
devamıdır. Cumhuriyeti kuranlar hem öncesinde kazandıkları zaferle hem
de sonrasında yaptıkları kendilerinden sonraki nesillere bıraktıkları
mirasla övünmekte sonuna kadar haklıdır. Devralınan miras da, o
mirasa eklenenler de rakamlarla ortadadır. Geçmişte o rakamlardan
örnekler verdim. Girdiğimiz bu Cumhuriyet Haftası’nda da o rakamlardan
bazılarını hafızaları tazeleme babından bu sütunlara alacağım. O
rakamları yeterli bulmamak herkesin hakkıdır ama inkar etmek, yok
saymak kimsenin hakkı ve haddi değildir.
Yarından itibaren asla Osmanlıyı yerme ve yargılama gibi bir
küstahlığa ve nankörlüğe düşmeden ama Cumhuriyet’in hakkını teslim
için gerekli hiçbir gerçeği de saklamadan ve gizlemeden ve elbet
abartmadan bu sütunlarda bu hafta süresince sizlerle paylaşacağım.
Cumhuriyet, Türk milletine hayırlı olsun.