Ramazan ayı denince pek çoğumuzun aklına çocukluk anıları, kalabalık iftar sofraları ve mahallede kurulan uzun masalar gelir. Özellikle 90’lı yılları yaşayanlar için Ramazan; davul sesiyle uyanmak, komşudan gelen tabaklar ve televizyon karşısında ailecek geçirilen akşamlar demekti. Ancak günümüzde tablo biraz daha farklı. Teknolojinin hayatımızdaki yeri arttıkça, alışkanlıklarımız da doğal olarak değişti.

Peki gerçekten eski Ramazanlar daha mı güzeldi, yoksa biz mi geçmişi biraz romantikleştiriyoruz?

Mahalle Kültüründen Dijital Dünyaya

Eskiden iftar saatine doğru sokaklar ayrı bir heyecanla dolardı. Çocuklar top oynar, büyükler kapı önlerinde sohbet ederdi. İftar sofraları çoğu zaman kalabalık olur, komşular birbirine tabak gönderirdi. Özellikle Osmanlı döneminden bu yana süregelen “diş kirası” geleneği gibi paylaşım odaklı uygulamalar, Ramazan’ın ruhunu yansıtırdı.

Bugün ise hayat daha hızlı akıyor. Çalışma saatleri, trafik ve şehir hayatının temposu nedeniyle birçok aile iftarı daha sade ve küçük bir ortamda yapıyor. Hatta bazı günler iftarlar dışarıda, restoranlarda ya da toplu organizasyonlarda gerçekleşiyor. Büyük şehirlerde belediyelerin kurduğu iftar çadırları hâlâ bir araya gelme fırsatı sunsa da eski mahalle samimiyetini bulmak zor olabiliyor.

Televizyon Programlarından Sosyal Medyaya

Bir dönem Ramazan denince akla sahur programları gelirdi. Özellikle Mehmet Ali Erbil ve Hülya Koçyiğit gibi isimlerin yer aldığı programlar geniş kitleleri ekran başına toplardı. Ailece izlenen bu yayınlar, Ramazan gecelerinin vazgeçilmezleri arasındaydı.

Günümüzde ise sahur ve iftar saatlerinde sosyal medya daha ön planda. İnsanlar iftar sofralarını paylaşmak, tarif önerileri almak ya da canlı yayınlara katılmak için dijital platformları tercih ediyor. YouTube, Instagram ve diğer uygulamalar sayesinde farklı şehirlerden, hatta farklı ülkelerden insanların Ramazan deneyimlerini görmek mümkün.

Bu durum bir yandan çeşitliliği artırırken, diğer yandan yüz yüze iletişimin azalmasına neden olabiliyor.

Sofralar Değişti mi?

Eskiden iftar sofraları daha sade ama bir o kadar da bereketliydi. Hurma, çorba, ev yemeği ve mutlaka tatlı… Günümüzde ise iftar menüleri oldukça zengin. Dünya mutfağından lezzetler, farklı tatlı seçenekleri ve özel sunumlar dikkat çekiyor. Özellikle büyük şehirlerde restoranların Ramazan’a özel hazırladığı menüler yoğun ilgi görüyor.

Ancak uzmanlar, Ramazan’ın özünde gösterişten çok paylaşım ve sabır olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle sade sofraların verdiği huzuru arayanların sayısı da az değil.

Yoğun Çalışanlar İçin Ramazan’ı Daha Verimli Geçirme Rehberi
Yoğun Çalışanlar İçin Ramazan’ı Daha Verimli Geçirme Rehberi
İçeriği Görüntüle

Değişmeyen Tek Şey: Maneviyat

Her ne kadar alışkanlıklarımız değişse de Ramazan’ın manevi yönü hâlâ en güçlü tarafı. İbadetler, yardımlaşma ve dayanışma duygusu bu ayda daha da artıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan açıklamalara göre, her yıl fitre ve zekât bağışlarında ciddi bir artış yaşanıyor. Bu da toplumsal dayanışmanın hâlâ canlı olduğunu gösteriyor.

Ayrıca deprem, sel gibi zor zamanlarda Ramazan ayının yardımlaşma ruhu daha belirgin hale geliyor. İnsanlar ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için hem bireysel hem de kurumsal destek sağlıyor.

Aslında Hangisi Daha Güzel?

Eski Ramazanlar belki daha sakin ve daha samimiydi. Yeni Ramazanlar ise daha hızlı, daha çeşitli ve daha dijital. Ancak özünde değişmeyen bir gerçek var: Ramazan, insanları bir araya getiren, paylaşmayı öğreten ve manevi olarak güçlendiren özel bir zaman dilimi.