Türk sineması, bu sezon son yıllardaki en verimli dönemini yaşıyor.

Yerli filmler, sinemalarda her hafta yağmur gibi vizyona giriyor.

Yanılmıyorsam bu sezon, daha önce gösterilenlerle birlikte 140’a yakın Türk filmi, seyircinin karşısına çıkmış olacak.

Kuşkusuz bu verimlilikte en temel etken, sinemaya olan ilginin giderek artması, beyazperdedeki büyünün seyirci tarafından yeniden keşfedilmesidir.

1980’li yıllarda seks filmlerinden ötürü sinemadan kaçan seyirci, Yavuz Turgul’un ‘’Eşkıya’’, Mustafa Altıoklar’ın ‘’İstanbul Kanatlarımın Altında’’, Gani Müjde’nin ‘’Kahpe Bizans ‘’, Sinan Çetin’in ‘’Komiser Şekspir’’ filmleri ile 1990’lı yılların ortasından itibaren yeniden salonlara dönüş yaptı.

Özellikle ‘’Eşkıya’ nın seyirci rekoru kırmasının ardından, yeniden cesaretlenen yerli yapımcı ve yönetmenler, peşi peşine kotardıkları filmlerle, hem seyirciyi salona çekti hem de gişede kazandı.

Son yıllarda Türk sinemasında yaşanan verimlilik, umut vaat eden yeni yönetmenleri de Yedinci Sanat’a kazandırdı.

Nuri Bilge Ceylan, Ozan Açıktan, Reha Erdem, Onur Ünlü, Çağan Irmak, Ferzan Özpetek, Serdar Akar, Pelin Esmer, Aslı Özge, Yeşim Ustaoğlu, Hakan Algül, Mahsun Kırmızıgül, Mahmut Fazıl Coşkun, Ali Aydın, Tayfun Pirselimoğlu, Semih Kaplanoğlu, Özcan Alper gibi yönetmenler çektikleri filmlerle uluslararası yarışmalarda Türk sinemasını başarıyla temsil ederek yüzümüzü güldürdü.

Salt bu isimler değil, birbirinden değerli diğer genç yönetmenler de uzun yıllar unutulmayacak filmleri çekerek seyirciden bir hayli övgü aldı.

Bu yönetmenlerin varlığı, Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz, Lütfü Ömer Akad, Ömer Kavur, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ, Memduh Ün, Metin Erksan, Şerif Gören, Zeki Ökten, Erden Kıral, Tunç Okan, Süreyya Duru, Orhan Elmas, Osman Fahir Seden gibi usta yönetmenleri bağrından çıkarmış sinemamızın geleceğine yönelik umutları da artırdı.

Dediğim gibi, her hafta en az 2 veya 3 yerli film gösterime giriyor, gişede yabancı filmleri soluyor, adeta seyirci patlaması yaşanıyor bu sezon.

Gösterime giren yerli filmlerden bir bölümü, hayli emek verilerek kotarılmış nitelikli yapımlardan oluşurken, çoğunluğu da eli yüzü düzgün, seyirciyi sıkmayan, vakit geçirilen filmler.

Hele bir bölümü var ki hiçbir amacı olmayan, izleyiciyi sıkan, içi boş, sabun köpüğü yakıştırmasını fazlasıyla hak eden filmler.

Bu hafta gösterime giren Çağrı Bayrak’ın yönettiği Engin Günaydın’ın senaryosunu yazıp, başrolünü oynadığı ‘’İçimdeki Ses’’ de son kategoriye girebilecek bir yapım.

İçine kapanık, yalnız yaşamaktan bunalan, sosyal yaşamı zayıf dizi senaristi Selim’in (Engin Günaydın) spor salonunda tanıştığı güzeller güzeli Ayşıl (Leyla Lydia Tuğutlu) ile yaşadığı aşkı, sözüm ona komedi olarak anlatmaya çalışıyor.

Ne Engin Günaydın ne de Selim’in annesi rolündeki Füsun Demirel , seyirciyi güldürmeyi başarıyor.

Engin Günaydın, Yağmur-Durul Taylan kardeşlerin çektiği ‘’Vavien’’ filmindeki başarısını, bu filmde mumla aratıyor.

BKM’nin yetenekli oyuncusu Ersin Korkut, canlandırdığı karakterle filme bir şeyler katmaya çalışıyor. Gerisi boş.

Salondan çıktığınızda aklınızda hiçbir şey kalmıyor. ‘’İçimdeki Ses’’ sabun köpüğü nitelemesini fazlasıyla hak ediyor.

Tabii, bir sezonda 140 film gösterime girerse, iyileri, nitelikli olanları kadar, boş, absürt yapımlar da bunların arasında yer alabiliyor.

Yedinci Sanat tutkunları, önümüzdeki haftadan itibaren bu yıl Oscar’a aday olan filmleri sinemalarda izleme olanağı bulabilecek.

Oscar’a damgasını vurması beklenen ‘’Selma- Özgürlük Yürüyüşü’’, ‘’Yapay Oyun’’, Her Şeyin Teorisi’’, ‘’Amerikan Keskin Nişancı’’, ‘’Birdman’’, ‘’Unutma Beni’ önümüzdeki haftadan itibaren ardı ardına seyircinin karşına çıkacak.

Eğer sinemaya tutkunsanız, bu filmleri ıskalamayın.