Zaman zaman makalelerimde konu olarak ele aldığım ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir hususu, bu makalemde açıklamak isterim. Her yıl, yani bir yılda dünyada yapılan araştırmaların toplamı; insanlık tarihinin başlangıcından itibaren elde edilen araştırmaların toplamı kadardır. Özellikle, bilim toplumlarında bu çok yüksek değerlere ulaşmaktadır. Yalnız, ülkemizde bilimsel araştırmaların hem nitelik hem nicelik bakımından çok düşük seviyede olduğu gerçeği ortadadır. Burada üzerinde durulması gereken diğer husus ise, yapılan araştırmalardan teknolojiye esas olabilecek buluşların ise yok denecek kadar az oluşu göze çarpmaktadır. Bu gafletten hemen sıyrılarak bilimsel ve teknolojik çalışmalarda bir atılım yapma zamanı gelip geçmektedir. Eğer bu tempoda gidecek olur isek, Batı ile aramız giderek açılacaktır. Bugün ülkemiz, teknolojik olarak gelişmiş ülkelerden aldığı ürünleri kullanmaktadır. Teknolojiyi ithal ederek bir şeyler yapılmaya çalışılmaktadır. İthal ettiğimiz teknoloji eskiyince de yenisi ithal edilmektedir. TM olarak ürünlere rastlamamakta ve bu da ülkemiz olarak eksikliğe neden olmakta ve dışarıya bağımlılığı giderek artırmaktadır.
21. yüzyıl, yani üçüncü bin yıl bilimin hakimiyetinin olduğu bir zaman dilimidir. Artık, daha önceki yüzyıllarda rastlanan filozof tipi bilim adamlığı, asrımızda yoktur. Bilimsel çalışmalar ekipler olarak ortaya çıkarılmaktadır. ABD'de NASA'da çalışan ve en az Y.Lisans seviyesindeki elemanların sayısı 30-40 bin dolayındadır. Bunlara, üniversitelere ihale edilen araştırma projeleri de dahil değildir. Bu ülkede AR-GE faaliyetleri için ayrılan bütçe, GSMH'nın % 5'inden fazladır. Yatırılan her 5 $ karşılık 100 $ kazanç elde edilmektedir. İşin garip tarafı ise, diğer gelişmiş ülkeler ancak, ABD'nin bu teknolojilerini kopya ederek hayata geçirmektedir. ABD artık, sanayi çalışmalarından vazgeçerek, bilimsel çalışmalara doğru yönelmektedir. Hizmet sektörünün % 65'lere tırmandığı bu ülkede, bilimsel çalışmaların ne derece önem kazandığını anlatan bir husustur. Diğer bir husus ise, bu ülkede bir bilim adamına ne biliyorsun ki, yerinde otur ve öğrencilerine gereken bilgileri öğret gibi, sözlerin söylendiğini de duymadım. Her bilim adamı, bir okyanus kadar olan bilim denizinde bir damla kadar yer tutar ve bunlardan binlercesi biraraya gelerek bugünkü teknolojiyi ortaya koymaktadır. Bilim adamı sayısı ise genel nüfusa oranla oldukça yüksek değerlerdedir. Orada yükseköğretimdeki faaliyetler, yani öğrencilere verilen dersler, bir yan ürün olarak ortaya çıkmaktadır. Öncelikle, bilimsellik hiçbir ön yargı içinde olmadan hür ve demokratik ortamlarda gelişir. Bilim insanı yetiştirme de birinci öncelik, adaletten geçmektedir. Adaletin olmadığı ortamlarda bilimin yeşermesi ve eskilerin deyimi ile neşvü nema bulması mümkün değildir. Bunun yanında topluca katılım olmalıdır. Bu hususta ne kadar geniş tabanlı bir katılım olacak olur ise, sonuca gitmek daha garanti olarak ortaya çıkar. Bunun yanında, bu topluca katılımlarda rekabetin tarafsız olarak ortaya konulmasında yarar vardır.Şu akıldan çıkarılmamalıdır ki, siyasileri yüksek perdeden konuşturan ve ülkenin ağırlığını ortaya koyan; bilim adamlarının çalışmaları ve onların ortaya koyduğu bilimsel çalışmalar ve buluşlardır. Ankara'daki terör saldırısı ülkemizi acılar içinde bırakmıştır. Bunun son olması dileklerimi Allah'tan diliyorum.Terörü bir kere daha lanetliyor ve şehitlerimize Allah'tan rahmet ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Saygılarımla.