İnsanlık nereye gidiyor?..
Sevgisizliğin girdabında kaybolan
saygılar, yerini
başka anlayışlara terkediyor...
Böyle görmüşler güya...
Dünde var olan
bütün değerleri
yok etmek adına...
Oysa bazı değerler,
kaybedilince bir daha
bulunmuyor...
Nankörlük; borsada
tavan yapmış hisse senedi gibi...
Neyse, Mehmet Kemal Yavuz un
Eşeğin çilesi öyküsünü okuyalım birlikte...

* * *

O gün çok yorgun düşmüştü. Sabah olduğunda,
karşı köyde öğrenim gören komşunun
iki oğlunu sırtına alıp,
dereden geçirmiş, dönüşte de
Hüsmen Dayı nın buğdaylarını
taşımıştı...
Öğle vakitlerinde
Hatice Teyze, biraz yem verdi dinlendi; sonra öküzlerinden biri ölen Sedat Efendi nin tarlasına gönderdi. Sabana koşuldu...
Sahibi Remzi Emmi, öleli bir yıl kadar olmuş,
altı ahır olan iki odalı ahşap
evde Hatice Teyze ile birlikteydi. Geçimlerini
yumurta satarak sağlıyorlardı. Kıt kanaat geçindikleri için
komşular da onlara yardım ediyordu. Hatice Teyze de
ezik kalmamak için
onu hizmetlerine gönderiyordu...
Çocukları dereden geçiriyor. Yükü olanları
taşıyor. Bazen de çifte sürülüyordu...
Remzi Emmi, hayatta iken
bunlar olmazdı. Köyden toplanan yumurtaları
saman dolu sepete koyup,
şehirde sattıklarından
köyde ona pek iş düşmezdi. Ama Remzi Emmi öldükten sonra,
Hatice Teyze kimseyi kıramıyor,
onu herkesin hizmetine sunuyordu...
Eşeğim anladık da
bu kadarı da fazla
diye yakındığı
görülmemişti...
O hizmet etmek için hayatta olduğunun
bilincindeydi...
Sabah Bekçi Mehmet in
sesi duyuldu. Hatice Teyze onu
bağladığı yerden çözdü. Okula gideceğini anladı. Hava yağışlıydı. Dere yükselmiştir şimdi diye düşündü ama başka çaresi yoktu...
Bekçi Mehmet, yağmurdan korunmaları için çocukların üzerine
büyükçe bir naylon koydu. Kendi de yağmurluğunu giydi...
Çamurdan yolda ağır adımlarla giderken,
Bekçi Mehmet, ipini hızla çekiyordu. Çocuklarının okula geç kalmasını istemiyordu.
Derenin başına geldiklerinde,
suyun yüksek olmadığını görünce sevindi. Karşıya rahatlıkla geçebilirdi. Ama Bekçi Mehmet onu hızla suya çekince, ayağı taşa takılıp,
suya düştü. Çocuklar sırılsıklam olmuştu. Bekçi Mehmet sinirlenip,
onu tekmelemeye başladı: Eşekoğlu eşek, düşecek zamanı mı buldun?...
Sendeleyerek, güçlükle kalktı. Nalı da kopmuştu. Karnına yediği tekmelerden çok,
parçalanan toynağı acıyordu. Istırap içinde
çocukları okula götürdü ama
bekçi Mehmet in köye gidene kadar da dırdırı hiç bitmedi...
Hatice Teyze, onu ahırdaki yerine
bağladıktan çok geçmeden yığıldı kaldı. Canı çok acıyordu.
İnsanoğlunun nankörlüğü
onu kahrediyordu...
Yük taşımış, çift sürmüştü.
Çocukları okula götürüp getirmişti.
Ne istenildiyse yapmıştı ve bir gün bile
yeter dememişti...
Sabah olduğunda,
Bekçi Mehmet in sesi duyuldu. Hatice Teyze ahıra indiğinde,
onun cansız bedeniyle karşılaştı. Bekçi Mehmet, eşeğin geciktiğini
görünce ahıra girdi. Arkasından da iki oğlu...
Çocuklar, babalarına baktı. Yaptığını beğendin mi? dercesine. Hatice Teyze,
eşek öldü diyebildi...
Onun ölüm nedenini bir tek tavuklar biliyordu. Hizmet ettim, nankörlük gördüm diye sayıklaması, unutulacak gibi değildi...

* * *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...