Milliyetçi Hareket Partisi tarih sahnesine “kadro ve ideoloji partisi”
olmak iddiasıyla ve bir lider partisi olarak çıktı. Alparslan Türkeş,
sadece bir genel başkan değildi, bir fikir ve aksiyon adamı ve mutlak
anlamda tartışmasız bir liderdi. Devlet Bahçeli’nin talihsizliği;
Alparslan Türkeş gibi karizmatik bir liderin doldurulması mümkün
olmayan koltuğuna oturmasıdır. MHP’nin ve ülkücülerin talihsizliği de
Alparslan Türkeş gibi kararlı, azimli ve radikal bir liderden sonra
statükoyu korumayı yeterli gören bir genel başkana mahkûm olmalarıdır.
Alparslan Türkeş’in ölümünden itibaren MHP fikri, siyasi ve tarihi
köklerinden sessiz sedasız bir şekilde uzaklaşmaktadır. 1960’lı
yılların ikinci yarısı ve 1970’lerin o kaos ortamında bile müthiş bir
dinamizmle bir taraftan ideolojisini şekillendirirken öbür taraftan da
gençlik kesiminde hızlı, sağlam ve etkin bir yapılanmaya giden MHP’nin
Türkeş Beyin ölümünden sonra içine girdiği fikri ve ideolojik
gerileme ve aksiyon yetersizliği daha uzun müddet sürdürülemez.
Devlet Bahçeli’nin genel başkanlığında işlenen en büyük hata, “gençleri
sokaktan çekiyoruz” gerekçesiyle partiyle gençlik arasındaki fikri ve
fiili bağın koparılması, en azından zayıflatılması olmuştur.
Alparslan Türkeş’in sağlığında hem kendisi hem de hepsi birbirinden
değerli siyaset ve sanat adamları ile akademisyenler, Anadolu’yu adeta
adım adım dolaşır, gençlere yönelik seminerler ve halka açık
konferanslarla bir taraftan fikri gelişmeyi sağlarlar diğer taraftan
da kamuoyunu kazanırlardı. Bu hareket, Türkeş Beyin ölümünden bu yana
tam on sekiz yıllık bir atalete terk edilmiş vaziyettedir.
Dün şairleri, sanatçıları, mütefekkirleri olan ve sürekli yeni
neşriyatlarla kendini geliştiren ülkücü hareket, bugün sanata ve
sanatçıya sırtını dönmüş, şaire ve şiire yabancı, tefekküre bigane bir
durumdadır. Bu durumun mutlaka giderilmesi, ülkücü hareketin yeniden
geçmiş dinamizmine ve fikri zenginliğine ulaşması ve hatta süratle
geçmesi gerekmektedir.
Bu ülke, MHP’nin temsil ettiği en azından temsil iddiasında bulunduğu
Türk milliyetçi düşünce sistemine ve siyasi aksiyonuna her zamankinden
daha fazla muhtaçtır. Böyle bir ortamda en başta Devlet Bahçeli olmak
üzere MHP yönetiminin tarihi sorumluluğu vardır. Bir an önce içinde
bulundukları ataletten kurtulmaları, “küçük olsun benim olsun”
felsefesini bir kenara bırakarak partiyi bu ülkenin namuslu ve
yetişmiş tüm vatansever insanlarına açmaları şarttır. Artık “tek adam”
tahakkümünden kurtulup geniş istişarelerle ana çizgileri çok net bir
felsefi, fikri, içtimai ve iktisadi sistemi günümüz insanının diliyle
seslendirmesi ve millete sunması gerekmektedir. Salıdan salıya
konuşarak, ona buna ya da alayına posta koyarak ve de biraz sivrileni
ya partiden ihraç ya da il ve ilçe teşkilatlarını kapatmak gibi akıl
ve demokrasi dışı yöntemlerle tasfiye ederek bir yere varmak mümkün
değildir. Baraj sınırında dolaşmak ve hazine yardımını garantilemek,
Türk milliyetçilerinin zaferi değil olsa olsa utancıdır.