n “Hangisi daha zordur?” diye sormayacağım. Öl emri vermek ölüme gitmekten daha zor olsa gerek. Hele de bir ferde değil onlara, yüzlere, binlere öl diyebilmek. Mustafa Kemal’in Çanakkale’de bir alaya “Ben size ölmenizi emrediyorum” demesini ve o destanlar alayının en kıdemli komutanından en kıdemsiz erine kadar göz kırpmadan ölüme gidişini anlatmak kolaydır da anlamak zordur.
n n
n n O alayın sancağı şimdi Avusturalya’nın başkenti Canberra’daki Çanakkale Müzesi ndedir. Ve altındaki levhada “Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir ama tutsak edilmemiştir.
n n Türk ordusunun millî geleneklerine göre, bir alayın sancağı, alayın son neferi ölmeden teslim edilmez! Bu sancak, sonuncu askerin de şehit olarak altında yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk alay sancağını selamlamadan geçmeyiniz. 57’nci Alay’ın, başta komutanı olmak üzere tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit düşmüştür” yazmaktadır.
n n
n n Bir başka sahne var ki ben ağlamadan okuyamam, yazarken de mutlaka ağlarım. Ben mi çürüğüm yoksa destan mı muhteşem? Ben mi kolay ağlıyorum yoksa destan yüreği olan herkesi ağlatıyor mu? Bir bölük asker en derinlere kadar yoklamak için sonuna kadar gidecek. Dönüşü olmayan bir gidiştir bu. Gönderen de bilmektedir, gönderilen de. Bölük hazırlanır. Mehmetçikler abdest alır, yeni gömlekler giyerler. Allah’ın huzuruna en temiz çamaşırlarıyla çıkacaklardır. Allahım, başka hangi millet vardır senin huzuruna temiz çamaşırla gelen? İsmail Habib Sevük bunu anlatırken “Bu asker öldürülebilir, ettendir; fakat yenilemez, ölmeden önce ölümü yendiler” der.
n n
n n Çanakkale’de yaralı bir çavuş; bacağından kan oluk oluk akmaktadır. Doktor “Gel önce sana bakayım” der. Çavuş cevap verir: “Bırakın aksın, Balkan cenginin karasını temizliyoruz.” İsmail Habib Sevük “Tuna’dan Batıya” adlı Türkçe şaheseri kitabında “Hangi Balkan karası çavuş, akıttığınız gürül gürül kanlar, değil şu bir iki yıl önceki Balkan lekesini, bütün dünümüzde ne kadar ayıp varsa hepsini, şafak denen kızıl çağlayanın karanlığı sürüşü gibi silip temizledi: Çanakkale’yi yapan millet, bütün geriden utancı kovmuş ve bütün yarına övüncü uzatmıştır” diye yazar.
n n
n n Çanakkale’de bize karşı savaşan İngiliz Binbaşı Mulman “Türk gibi ölüme gülerek bakan bir askeri başka bir millette bulamazsınız. Yalnız ona iyi bir kumandan gerektir” der. İsmail Habib Sevük de buna şunları ekler: “Biz biliriz. Kırk bin Mehmetçik’in başında bir Osman Paşa olduğu zaman, iki üç yüz bin Moskofu altı ay tırpanlayan bir Plevne yaratır. Gene kırk bin Mehmetçiğin başında bulunan Tahsin Paşa ise bir fişek bile patlatmadan Selanik’i vermişti. Öteki kırk bin, beriki kırk bin; ortada zeki bir gövde var, başını hemen tanır; baş bu gövdeye göre mi? Yeryüzünün en olmazı olağandır; baş iğreti mi? Düşmeyen Mehmetçiği düşürenler utansın.”
n n
n n Dünden günümüze ve yarınlarımıza ebedi bir hüküm: Evet; “düşmeyen Mehmetçiği düşürenler utansın…”
n n
n