n
n
n
n
n Fikir ve siyaset tarihimize “3 Mayıs 1944” olayları olarak geçen süreç görünüşte Nihal Atsız’ın Orkun Dergisi’nin Mart-Nisan sayılarında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı iki açık mektupla başlar. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 nutkuyla zirve yapar. İnönü İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında izlediği “Alman yanlısı” politikadan “ABD-İngiliz yanlısı politikaya” geçiş yapacaktı ve bir gerekçe lazımdı. 3 Mayıs’taki mahkeme ve Ankara gençliğinin Nihal Atsız lehine yaptığı gösteriler ona aradığı fırsatı verdi.
n
n
n
n Nihal Atsız ve arkadaşları Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve hükümet tarafından “ gizli düzenlere ve örgütlere başvurmak”, “yabancılara hizmet” ve “Irkçılık-Turancılık amacıyla gizli cemiyet kurarak, millete ve vatana karşı hıyanet hareketine teşebbüs etmekle” suçluyorlardı. İsmet İnönü’nün nutkunda hukuk tarihine geçecek şöyle bir cümle vardı: “Yabancıya hizmet kastı ve yabancının yakın ilişiği hiçbir zaman meydana çıkmasa dahi hareketlerin, Türk milletine, Türk vatanına zararlı olması ve bunlardan yalnız yabancıların faydalanmış olması su götürmez gerçektir.” Meydana çıkmayan ya da daha net şekliyle olmayan ilişkilerle suçlanmak! Üstelik de Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu TBMM’nde “”Ülkede Turancı diye bir akım bulunmadığını” söylediği halde. Hukuk tarihimizde dünden bugüne bazı şeyler niye hiç değişmez ki diyesi geliyor insanın.
n
n
n
n Suçlanan 23 kişi çeşitli işkenceler gördüler. Sorgularından önce aç ve uykusuz bırakıldılar. Emniyetçilerin “mutena hücre”, tutukluların ise “tabutluk” dedikleri yerlere konuldular. Bilenler tabutlukları “40 santim genişliğinde, elli santim uzunluğunda ve iki buçuk metre yüksekliğinde” diye tarif ederler. Tavanında her biri 500 voltluk üç ampul yanarmış!
n
n
n
n 7 Eylül 1944’te başlayan duruşma 31 Mart 1947’de “tüm sanıkların aklanmasıyla” bitti. Yaklaşık bir buçuk yıl tutuklu kalan sanıklar daha sonra kendilerine işkence yapıldığı gerekçesiyle yargıya başvurdular. İddiaları Danıştay’ca geçerli görüldü. Genelkurmay Başkanlığı sıkıyönetim mahkemesi üyeleri ve savcısı hakkında soruşturma başlattı. Ancak açılan davalar 1950’de çıkarılan af yasasıyla düştü.
n
n
n
n Hukuk tarihine bir kara leke olarak geçen davalar hakkında en gerçekçi değerlendirme araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’dan geldi. Mumcu “40’ların Cadı Kazanı” adlı araştırmasında şunları söyler:
n
n
n
n “1944 ırkıçılık-turancılık davası, nereden bakarsanız bakınız bir siyasi davaydı. Her siyasi davada olduğu gibi, bu davanın sorgularında da sanıklara işkence yapıldı. Yapıldı ama Almanlarla işbirliği yaptıklarını ortaya koyacak bir kanıt çıkmadı.”
n
n
n
n Zaten devrin “Milli Şef’i” İsmet İnönü de “yabancıya hizmet kastı ve yabancının yakın ilişiği hiçbir zaman ortaya çıkmasa dahi” dememiş miydi? O da biliyordu, sorgulayanlar ve yargılayanlar da biliyordu öyle bir ilişki olmadığını ama siyasetçiler kamuoyu oluşturmak için hiçbir zaman ispat edilemeyecek iddiaları ortaya atmaktan ve insanları damgalamaktan asla çekinmiyorlardı.
n
n
n
n Bu dün de böyleydi, bugün de böyle ve korkarım ki yarında böyle olacaktır. Zamanın değişmesine rağmen bazı şeylerin hiç değişmemesi ne kötü…
n
n
n