Elbette, içinde bulunduğumuz asırda birey olmayı, bireyselliği çok önemsiyoruz ve nesilleri birer birey olarak yetiştirmek, en önemli görev olsa gerektir. Yalnız burada yanlış bir anlayışı ortaya koymak isterim. Bulunduğumuz zaman içinde ortaya çıkan bencilliği, bireysellikten ayırmak gereği ortadadır. Maalesef bu hastalık insanlar arasında yaygın olarak bulunmakla birlikte; ülkeler arasında da vardır. Bu bencillik de insanlığın sonunu hazırlayıcı bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlarda bu bencillik neden ortaya çıkmaktadır.
Yıllar, yıllar önce, merhum tarihçi Cemal Kutay bir konuşmasında, 21. yüzyılda dünyanın etnik ve dini savaşlara gebe olduğunu ifade etmişti. Ben o yıllarda buna fazlaca ihtimal vermemiştim, fakat bugünlerde onun tespitinde ne kadar haklı olduğunu görüyorum. Bu vesile ile ona Allah’tan rahmetler dilerim. Bulunduğumuz yüzyılda bilimsel buluşlara ve teknolojiye diyecek hiçbir şeyim yoktur. Bilimsel olarak yücelen insanlığın, manevi ve insanlık cephesine baktığımız zaman, bunun ne kadar zavallı düzeyde olduğunu görüyoruz. Çocukluğumun geçtiği yıllarda, ülkemiz de bizler de çok fakirdik. Bunu hiç çekinmeden ve kalp açıklığı ile ifade ediyorum. Yalnız manevi değerlerin ve insana, insan olarak verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu görüyorum. Bir husus açıktır ki, insan doğuştan bencildir ve her şeyin kendinin olmasını ve herkesin kendine hizmet etmesini ister. Yalnız, Batının etkisinin olmadığı, radyo ve televizyonların olmadığı yıllarda, elbette insanların bencillik ile ilgili davranışlarını dengeleyen hususların olduğu gerçeği ortadadır. Bugün materyalizm üzerine kurulu dünya düzeninde, bir kimsenin diğerine saygı duyduğunu görmemiz mümkün değildir. Eğer bir kimseyi hafiften uyarmak isteseniz, alacağınız cevap “sen kim oluyorsun” olacaktır. Cebi para dolu olan birisinin, evden arabasına binip, korna çalarak ve selektör yaparak bütün yolların boşaltılma isteğine ait bencillik de buradan kaynaklanmaktadır. Maalesef bulunduğumuz zamanda her şey para ile ölçülmekte ve parası olan çok konuşmakta ve de haklı olmaktadır. Yapılan istatistikler bellidir. Birçok ülkede, kitap okuma oranlarına baktığınız zaman, ülkemiz insanının onların % 1’den düşük oranda kitap okuduğu görürüsünüz. Beyni bilgilerle doldurmadan nasıl fikir sahibi olunabilir, bunu da anlamak asla mümkün değildir.
Bütün bunlara bağlı olarak, ülkemizde çok az sayıda kitap yazıldığını da söyleyebiliriz. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, ülkemizde çalışma temposunun yazarlarda da olduğu bir gerçektir. Diğer sebebi ise, bundan daha vahimdir. Çünkü yazılan çok değerli kitaplar maalesef okuyucu bulamamakta veya satmamaktadır. Üniversite öğrencilerinin ders kitaplarının dışında, hiçbir kitabı okumadıkları söylemeleri, çok manidardır. Daha önce de birçok defalar yazdım, yazmaya devam edeceğim. Bir ülkenin geleceği, o ülkede yaşayan insanların kültürleri ile paralellik gösterir. Birçok barbar kavimin yüksek seviyedeki kültürleri olan ülkeleri istila ettikleri görülmüştür. Fakat zaman içinde o yüksek kültür içinde, barbar kavimlerin eriyerek yok olduklarına tarih şahittir. Ülkemizin ebediyete kadar payidar olarak kalması için bilim ve bilimselliğe çok önem vermeliyiz, çok okumalıyız. O zaman tahammülsüzlükler ortadan kalkacak ve ülkemize barış gelecektir. Bunun yanında ağzını açmış bizi yutmaya çalışan ülkelere karşı da savunma silahımız, bilim, fen ve kültür olacaktır. En büyük zenginlik de budur. Ülkemizin ismini bilimsel buluşlarla taçlandırmak gereği ortadadır. Saygılarımla.