Aile yapısını güçlendirmeyi ve dijital dünyanın risklerine karşı çocukları korumayı hedefleyen bu yasal düzenleme, toplumun geniş bir kesimini doğrudan etkileyen köklü değişiklikler barındırıyor. Çalışma hayatındaki dengeler ile ebeveynlik sorumlulukları arasındaki uyumu artırma çabası, bugünkü yasalaşma süreciyle birlikte resmiyet kazanmış durumda.
TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaşan kanun teklifiyle, kadın memur ve işçilerin doğum sonrası analık izni sürelerinde önemli bir artışa gidildi. Yapılan düzenlemeye göre, doğumdan önce 8 hafta olan izin süresi korunurken, doğum sonrası verilen 8 haftalık ücretli izin süresi 16 haftaya yükseltildi. Böylece çalışan kadınların toplam ücretli doğum izni süresi 24 haftaya çıkarılmış oldu. Sağlık durumu uygun olan ve doktor raporuyla bu durumu belgeleyen çalışanlar, doğumdan önceki izin sürelerinin bir kısmını doğum sonrasına aktarabilecek. Ayrıca işçilere eşlerinin doğum yapması halinde verilen ücretli izin süresi de 5 günden 10 güne çıkarılarak babalık izinlerinde iyileştirme sağlandı.
Düzenlemenin bir diğer ayağında ise koruyucu aile sisteminin teşvik edilmesi amaçlanıyor. Buna göre, bir veya daha fazla çocuğa koruyucu aile olan memurlara ve işçilere, çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren isteği üzerine 10 gün izin hakkı tanınacak. Bu adımın, çocuk koruma mekanizmalarını güçlendirmesi ve çocukların aile ortamında bakım görme oranlarını artırması hedefleniyor. Çalışan annelere tanınan bu genişletilmiş haklar, hem kamu hem de özel sektör çalışanları için sosyal haklar kapsamında yeni bir dönemi başlatıyor.
Dijital dünya ve çocuk güvenliği konusunda ise tarihi bir karar alınarak 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımı yasaklandı. Yasayla birlikte sosyal medya platformlarına etkin yaş doğrulama sistemleri kurma zorunluluğu getirildi. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen, yaş sınırına uymayan kullanıcılara erişim imkanı tanıyan mecralara yönelik ağır para cezaları ve reklam yasakları gibi yaptırımlar uygulanacak. Çocukların internet ortamındaki maruziyetini azaltmayı amaçlayan bu hamle, teknoloji şirketlerinin Türkiye’deki faaliyetlerinde yeni denetim mekanizmalarını da beraberinde getirecek.




