Son günlerde sokak hayvanları dahil tüm hayvanlara yapılan eziyet,işkence ve katliamlar hayvan savunurlarını çileden çıkardı.

Memleketin elit, entel , şövenist yazarları işi gücü bıraktı.

Hayvanlarla uğraşmaya başladılar.

Küçücük çocuklara tecavüz eden pedofilleri.

Bir odaya kuyruğunu keserek bağladıkları eşeği 10 Liradan pazarlayan

sapık zoofilleri , kadın katillerini , toplumun ruh sağlığının tükendiğini yazacaklarına uğraştıkları konulara bakınız.

Beyler ; hiç konu bulamıyorsanız , ekonomi bilmiyorsanız .

Rahmetli Barış Manço'nun "Domates, patlıcan , biber " şarkısını söyleyerek

iyi bir trio olabilirsiniz.

Gördüğüm lüzum üzerine sizlere yolladığım mektubu ikinci kez yineliyorum.

ADRESE AÇIK MEKTUP ;

Türk basınının değerli mensupları ;

Sayın Rahmi Turan Sayın Ege Cansen ve Sayın Hıncal Uluç`;

Eleştirenlerin eleştirilmeye de elbette hakkı vardır savından yola çıkarak bu yazıyı kaleme alıyorum.

Sayın Rahmi Turan ' dan başlayarak sistematik ve periyodik bir şekilde artan sokak hayvanlarını hedef gösteren yazılarınızı esef ve kaygı ile okuyorum.

Önceleri yazılarınızı bir fincan kahvenin eşliğinde keyifle içerek okumayı tercih ederdim.

O kadar çok eminim ki, hayatınızda bir kez bile sokak hayvanlarının tıkıldığı o barınak denilen cehenneme gitmemiş olduğunuza.

Ve o kadar çok eminim ki , Jack London'ın " Sevginin Katıksızı" .

Peter Singer yazıtı olan

"Hayvan Özgürleşmesi "ni hiç okumadığınıza.

Ve yine o kadar çok eminim ki , Kafka gibi...Bir köpeğin gözlerinin taa içine hiç bakmadığınıza.

O kadar çok eminim ki , hayatınızda bir kez bile bir hayvanın başını okşamadığınıza.

Ve yine o kadar çok eminim ki, Gandhi 'nin " Bir toplumun büyüklüğünü ve gelişmişliğini anlamak için , medeniyet seviyesini ölçmek için hayvanlara nasıl muamele ettiğine bakmak yeterlidir "sözünü hiç duymadığınıza...

Sayın Cansen yazınızı şu iri puntolarla sonlamış ve demişsiniz ki`; " Önce insan sonra köpek hakları"

Böyle bir hak yok. Önce nefes var. Önce can var.

Bir kez olsun bir hayvana nefes verebilmiş olsa idiniz , aldığınız nefesin de ne kadar değerli ve önemli olduğunu anlardınız.

Dünyaya gelirken bütün canlar ve nefesler eşittir.

Sosyal klasifikasyonlar zikrettiğiniz ayrışımı yapar.

Başka bir deyimle hayvan onuru ile insan onuru eşit olup sadece statüleri farklıdır.

Bu hak Tanrı tarafından hepimize eşit oranda bağışlanmıştır.

Biz insanoğlunun kendisini hayvanlardan ve bitkilerden hatta daha cüretkar bir deyimle doğadan dahi üstün görmesi ne büyük bir gaflettir.

Yazılarınızda hedefiniz hep hayvan karşıt temalı.

Sizler ki rol model ve toplumun önde kalemleri olarak daha önemli konulara nokta atışı yapmalıydınız. Türkiye'nin onlarca kusuru arasında bula ,bula bu konuyu mu dile getirdiniz ?

Kraldan çok kralcı olmak ve haddimi asla aşmak istemem.

Ancak ilkokullara dahi inmiş olan uyuşturucu baronlarını , yoksulluğu , Suriyelileri , Kerkük , Barzani faktörünü yazmak dururken. Ya da Türk ekonomisinin önlenemez yükselişini , köprüden geçenleri ve dahi geçmeyenleri , vakıfları , tekkeleri , zaviyeleri . tacizcileri , hırsızları , çalgıcıları ve de kaygıları yazmak dururken.

Eğitim sorunları , cehaleti , iktidarı ve muhalefeti ve adaleti yazmak dururken ve 5199 sayılı hayvan hakları kanununun TCK kapsamına alınması gerektiğini vurgulamak varken , bu şiddet bu öfke niye ?

Üstelik yazılarınızın sevgili meslektaşınız Üstat Bekir Coşkunu hasta yatağında ne çok üzeceğini bile bile inadına ve ısrarla yazmak niye ?

Bahis ettiğiniz ülkelerin bir kısmını gördüm. Belli bir müddet bekletip uyuturlar hayvanları .

Hepsinin duygudan arınmış bomboş sokakları vardır. Genellikle insanları mekaniktir.

Paris de bir kiliseyi korumak adına güvercinlere yapılan eziyeti görmek insanlık dışı idi.

Şiddetin yedi yaşa indiği bir toplumda yaşamaktayız. .

Merhamet , dostluk gibi bütün insani kavramları unuttuk.

Şiddetin ilk büyük hedeflerinden biri de ne yazık ki hayvanlardır.

Bir kedinin kuyruğunu çeken yada bir köpeği taşlayan veya kuş avlayan bir çocuk ilerde gücü yettiğinde şiddeti, bu kez insana yönelir.

Sevgi eksiklikleri insan ruhunda onarılmaz patolojik defektler yaratır.

Biblolar nasıl evinizin süsü ise , sokaklardaki kedi , köpek bitkiler ve ağaçlar da sokakların süsüdür.

Duygudan yoksun şehirler , kasabalar istiyorsanız ,sokaklarınızı canlılardan yoksun bırakın.

Betonlaşma ,asfalt rezidanslar ve evler yeteri kadar topraklarımızı zaten işgal etti.

İşte bu yüzden hayvanları korumak aslında insanlığımızı korumak ve sahip çıkmaktır.

İnsanlığın rengarenk maskelerle gezdiği ülkede , derdiniz yine yeniden

bir Hayırsız ada katliamı mı yaratmak yoksa ?

Merhamet insana bahşedilmiş en güzel duygudur.

Değerli beyler ;

Kurmuş olduğunuz bu üçlü ittifaka rağmen sokak hayvanlarını yaşatmak bizim ulusal direncimiz olacaktır.

Yunuslardan , foklara , karıncadan file...

Kuş , kedi , köpek aklınıza gelen bütün hayvanların avukatı ve savunuruyuz.

En az insanlar kadar yaşam ve saygı görme haklarına inancımız sonsuz..

Bu bir kültür ve inanç meselesi ise, hayalimizin ve düşlerimizin sonu yok.

MERHAMET İNSANA BAHŞEDİLMİŞ EN GÜZEL DUYGUDUR.