Elma ile armut, sapla saman, bilim adamlığı ile film adamlığı birbirine karıştı. Günlük ekonomik yaşamda enflasyon düştü düşmesine de, hayatın birçok alanında da ciddi enflasyon yaşanıyor. Birçok taşra üniversitesinde her yıl onlarca sayıda kişi unvan alarak; sözüm ona kendisinin bilim adamı olduğunu sanıyor. Birçokları, kendince film çevirerek, ona buna yalakalık yaparak, kişiliğini paspas yaparak unvan almakla bilim adamı olunamayacağını, bilim adamlığının gönül işi olduğunu bilmiyor daha…

Gerçek bir bilim adamı bu konuyla ilgili olarak bakın neler diyor:
İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğum sıralar, okul panosunda bir ilan gördüm:
Avrupaya talebe yollanacaktır.
Allah Allah, dedim
Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupaya talebe... Lüks gibi gelen bir şey...

Ama yine de bir şansımı denemek istedim.
150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz.
Benim ismimin yanına Atatürk, Berlin Üniversitesi ne gitsin diye yazmış.
Vakit geldi, Sirkeci Garı ndayım ama kafam çok karışık.
Gitsem mi, kalsam mı?
Beni orada unuturlar mı?
Para yollarlar mı?
Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzi ismimi çağırdı.

Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.
Benim dedim.
Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu:
Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.
İmza
Mustafa Kemal

Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım.
Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme dedim kendi kendime.

Düşünün, 1923te o kadar yoğun işlerinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?
Çok başarılı oldum.
Ülkeme alev olarak döndüm.
Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü nü kurdum.
Kürsü başkanı oldum.
Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.
Ben kim miyim?
Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı;
Ord. Prof. Dr. Sadi Irmakım.