Efendim vakti zamanında bir camcı ustası varmış.
Ahilik yapar zamanı gelen eski çıraklarına Sen oldun der, el verir ve böylece eski çırak artık yeni bir usta olurmuş.
Günlerden bir gün çıraklardan birisi ustanın el vermesini bekleyemez ayrılacağını ve el vermesini ister.
Ustası da “henüz hamsın, daha olmadın diyerek” el veremeyeceğini söyler.
Çırak nesinin olmadığını sorar;
Usta ise şöyle;
İşin en önemli kısmını, yani püf noktasını bilmiyorsun
Çırak dinlemez.
Başka bir şehre gider ve dükkan açar.
Ancak dikiş tutturamaz.
Yaptığı bütün cam işleri, biblolar, her şey bir müddet sonra çatlar ve dağılırmış.
Komşu esnaf ve halk tarafından ayıplanan çırak, bir yıl sonra iflas etmiş olarak ustasının yanına döner.
Elini öper, “Ben ettim sen etme” der.
Ustası da eski çırağını düştüğü yerden tutup kaldırır ve olana kadar yanında çalışması gerektiğini söyler.
Sonunda bir gün usta çırağına müjdeyi verir.
Olduğunu, gidebileceğini, el vereceğini söyler.
Ancak ayrılmadan önce ustası onu karanlık odaya sokar. Daha önce buraya hiç girmemiştir. İzin almadan girilmeyen bu karanlık odada yeni bitmiş, sıcak ürünler odanın bir kenarında durmaktadır.
Tavanda bir yerde, toplu iğne deliği kadar büyüklükte bir güneş ışığı huzmesi vardır.
Usta sıcak bir parça alır.
Işığa tutar.
Evirir çevirir bakar ki, camın bir yerinde gözle görülemeyecek kadar küçük bir hava kabarcığı vardır.
“Püf” Yaparak üfler ve kabarcık kaybolurmuş.
Parçayı çırağa uzatır, ayrı koymasını, soğumaya bırakmasını söyler.
Daha sonra çırak üflemeye başlar.
Nasıl üfleneceğini, neresinin püfleneceğini iyice öğrenir ve anlar ki, çatlamaya bu küçük kabarcıklar neden olmaktadır.
Daha sonra helâlleşirler ve püf noktasının önemini kavramış çiçeği burnunda usta yoluna devam eder.
Her işin ve her şeyin bir püf noktası vardır...
Ne sattığından ne aldığından bihaber anlar bundan.
İster zanaatkar olsun ister sanatkar; yapılan hangi işte kaldı esrar ve cazibe?
Var olanlarda azınlıkta...
Biraz daha tenhada...
Biraz daha uzağa düşmüştür; Hayatın gerçeği denilerek kapital vahşete ayak uyduramayanlar...
Hazır Ahilik Haftası sıcaklığını korumuşken
Bir dahaki senelerde o uzağa düşmüşler fark edilerek bir şeyler yapılırsa; hafta işte o zaman amacına ulaşır.
Yoksa böyle birbirini ağırlamalarla Ahilik ne anlaşılır ne de yaşanır.
Büyük alışveriş mağazalarına direnen esnafa değil, yaptığı işi anlamlandırarak; hayatımıza anlam kazandıran, vazgeçemeyeceğimiz esnaf lazım.
İnsan alışveriş yaptığı zaman, değerlere de dokunmak, görmek ister.
Güzel günlere uyanın efendim.
Sağlıcakla kalın