15 Temmuz kanlı darbe girişimden sonra verilen mücadeleye iktidar ve birçok kimse ısrarla 'İkinci Milli Mücadele' ya da 'İkinci İstiklal Savaşı' diyor. Bu ifadeleri duydukça 'Milli Mücadele hiç yapılmadı, Yunanlılar İzmir'e çıkmadı, Afyon'daki şehitlikler sanal, mezarların içi boş' diyen sahte tarih uzmanı bir milletvekili geliyor gözümün önüne. Sadece o mu? Elbette hayır; 'İstiklal Savaşı da neymiş ki! Sonuçta Yunanlılara karşı kazanılmış bir savaş!' diyerek Türkün o şanlı destanını küçümsemeye kalkan kimi cahil, kimi gafil, kimi de kasıtlı inkarcılar da geçiyor gözümün önünden birer birer.

Samet Ağaoğlu, babası Ahmet Ağaoğlu Beyin zaferden sonra yazdığı 'Türk İnkılabı' kitabından aktarır o yıllarla ilgili gerçekleri bir roman akıcılığında. Ağaoğlu Ahmet Bey tanınmış bir siyasetçi, fikir adamı, yazardır. İstanbul'un işgali üzerine İngilizler tarafından Malta'ya sürgün edilir. Sürgün dönüşü Ankara'ya geçer, Milli Mücadele'ye katılır, Matbuat Umum Müdürü(Basın Yayın Genel Müdürü) olarak Ankara'nın sesini dünyaya duyuran ekibin başında yer alır.

O günlerde, Sakarya Meydan Savaşı'nın öncesinde bir heyetle Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun bazı vilayetlerini dolaşırlar. O gezide anlatır Anadolu gerçeğini ve Türk insanının katlandığı fedakarlığın boyutunu.

Bir köye varırlar yolculuk esnasında. 16 çocuk vardır konuştukları ne yazık ki hiçbirinin babası yoktur. Kimininki Çanakkale'de, kimininki İnönü'de şehit olmuştur, kimininki de cephede düşmanı durdurmaktadır. İçlerinden birisinin adı Durmuş'tur. Durmuş'un babası şehit olmuş, annesi de yok, Durmuş'a dayısı bakıyormuş ama o da askere gitmiş. Durmuş'a bakmak ablasına düşmüş. 'Ablan nerede?' diye sorarlar Durmuş'a. Ablası Ankara'ya cephane götürmüştür.

Ey aziz Türk kızı, ne olur hakkını helal bizlere, sana layık olmasak da helal et. Çünkü öylesine büyük bir haktır ki o, helal etmezsen koca bir millet altında kalır o hakkın. Sadece cepheye gitmek değildir kutsadığım davranışın, aynı zamanda bir kardeşi geride bırakmaktır kutsanması gereken ve kutsadığım. Şimdilerde her şehit cenazesinden sonra cemaatten şehide helallik istediğimiz aklıma geldikçe; ben o aziz şehitlerden utanıyorum.

Bir de bir nineden bahseder Ağaoğlu Ahmet Bey o köyde. Dört oğlundan ikisi Çanakkale'de, birisi de İnönü'de şehit olmuştur, kalan tek oğlu da cephededir. 'İnşallah Gazi olur gelir, mesut olursunuz' derler. Yaşlı kadın Ahmet Beyin ifadesiyle 'derin bir elem taşıyan gözlerle bakar yüzlerine' ve 'Ben oğlumu düşünmüyorum evladım. Ben bu yetimleri, bu yurdu düşünüyorum. Allah bunları gavur ayaklarına çiğnetmesin' der.

Nur içinde yat ninem. Mekanın cennet olsun ninem. Ve siz, canlarını feda ederek bize üzerinde hür ve bağımsız yaşayacağımız bir cennet vatan bırakan aziz şehitler ve siz düşmanı kendi kanında boğduktan sonra kazandığınız zaferi milli bir devletle taçlandıran şanlı gaziler, hepiniz nurlar içinde yatınız. Ve hepiniz bize olan haklarınızı helal ediniz. Ne olur, helal ediniz, layık olmasak bile helal ediniz, belki evlatlarımız sizlere layık olur ve emanet ettiğiniz bayrağı ileriye hep ileriye taşır ve daha yüksek burçlara diker… Onların hatırına helal ediniz ne olur.