n

n

n

n

n Başta Mısır olmak üzere, bütün Ortadoğu ülkelerindeki olayların sebepleri üzerinde, şu veya bu şekilde; özellikle de kimilerinin düşünüş tarzlarına göre farklı sebepler ortaya atılabilir. Bu konuda değişik bir düşünce tarzına sahibim ve bana göre, bu olayların arkasındaki en önemli faktör; cehalettir ve bu ülkeler bunun diyetini ödemektedirler. Bir şey olduğu zaman hemen dış güçleri devreye sokar ve özellikle, şark düşünüşü ile her şeyde komplo teorileri üretmeye bayılırız ve bütün suçu da onun üzerine atar, kendimizi aklamaya çalışırız. Burada esas olan ise, hataları kendimizde değil dışarıda aramaktan kaynaklanır. Ülkelerarası ilişkiler, tamamen çıkarlara bağlı olarak ortaya çıkar. Burada insaf ve adalet duygularının yeri yoktur ve en önemli husus ise güce dayanmaktadır. Milletlerarası seviyede adaletin terazisinin kefesi, güçlüden yana ağır basar. Bunu bilmeden atılan nutukların da kıymeti harbiyesi yoktur, popülizmdir. Bütün Ortadoğu ülkelerinde gördüğümüz bu aynı hata dizilerinin nereden kaynaklandığının düşünülmesi gerekir ki, buna göre tedbirler alınsın, alınabilsin.

n

n Ortadoğu ülkelerinde farklı mezhep ile bu kaynaklara dayanan anlayış tarzı ile etnik bölünmeler azami derecede fazladır. Bu düşünüş tarzı ile, bu farklılıkları ortadan kaldıracak ve ortak paydada birleştirecek unsurlar yok denecek kadar azdır. Buna örnek olarak Mısır’ı vererek durumu irdeleyelim. Gerek Mursi, gerekse darbeden sonraki durumda ülkeyi şer-i olarak idare etmeye kalktığınız zaman, birbirine zıt iki soru karşımıza çıkmaktadır. Ülke Sünni anlayışa göre mi? Yoksa Şia anlayışına göre mi? Yapılacak kanunlarla idare edilecektir. Elbette, bunun yanında etnik farklılıklar da bulunmaktadır. Mısır’daki olayların temelinde yatan ise, Müslüman Kardeşler ile Selefiler arasında yatan rekabetten kaynaklanmaktadır. Mursi demokratik yolla seçilmiş olmasına rağmen sırtını Müslüman Kardeşler’e dayamış idi. Darbeyi yapan Addulfettah el Sisi ve onun cumhurbaşkanı seçtiği, Adli Mansur ise arkasını Ordu ile birlikte Selefiler’e dayamaktadır. İktidara geliş şekli bir tarafa iki idare sisteminin birbirinden farkı yoktur. Çünkü iktidara geliş şeklinize karşı diğer grup veya gruplar, Müslüman kardeşlerin Adeviye Meydanı’nda yaptığı karşı gösteriler şeklinde tezahür etmiştir. Müslüman Kardeşler’in karşı gösterilerine devam etmesi durumunda ise, ölüm olaylarının fazlalaşarak ortaya çıkması kaçınılmazdır. Hep olmayacağını bile bile sağduyu temennilerimin arkasında bu yatmakta, dışarıdan şu veya bu şekildeki etkiler; darbecileri kızdırdığı gibi, boş yere Müslüman Kardeşler’i ümitlendirmekte daha çok kan akmasına sebep olmaktadır. Öncelikle, kardeş kanının akmasının durması gereklidir.

n

n Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerini biraraya getirecek milli duyguları olmadığı gibi, çeşitli dini mezhep ve tarikatlarla bir yamalı bohçaya benzemektedirler. Eğer, bu ülkelere demokrasinin gelmesi isteniyorsa, anayasa karşısında bütün ülke vatandaşlarını aynı ölçüde kucaklayacak laikliğin teessüs edilmesi gerekir. Batılılar demokratik laik ülke olmalarına karşı, bu ülkelere demokrasinin gelip, gelmemesi umurlarında değildir. Tam bunun tersi olarak bu grupların birbirlerini katletmeleri de hoşlarına gitmektedir. Onun için başta ABD olmak üzere bütün Batı yapılana darbe dememekte ve ölen insanlar Müslüman oldukları için de rahatsız olmamaktadırlar. Bunları bilerek Mısır’da herkes aklını başına toplamalıdır.

n

n Batılılar karşısında saygı görmek için, en az onlar kadar güçlü olma gereği açıktır. Bunun için de gücün bilimden geçtiğini kabul etmek de gerekecektir. Bugün bütün az gelişmiş ülkeler, Batılılar tarafından üretilen internet ve bilgisayar teknolojisini kullanmakla birlikte; bu ülkeler sadece kullanıcıdır. Bu teknolojinin üretiminde katkıları yoktur. Bunun yanında AR-GE çalışmaları da yok denecek kadar azdır. Bilimsel araştırma yapmadan ve bunları teknolojiye dönüştürmeden ilerlemeden bahsetmek, çölde iglo yapmaktan öteye bir şey değildir. Dünyada bilimsel araştırma ve teknoloji üretimi o kadar hızlıdır ki, bu teknolojiyi üretemediğiz takdirde, kısa zaman süreçleri içinde, teknoloji transferi yapmaya mecbur kalınır. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünü aklımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Bilim ülkesi olma dileklerimle saygılarımı sunarım.

n

n

n

n

n