n
n n Yozlaşıyoruz…Gitgide daha çok. Hangi alana bakarsak bakalım,bir basitleşme, niteliksizleşme…En derindeki açlığımızı küçük kırıntılarla doyurmaya çalışıyoruz. Çok satanlar listesinden, dinlediğimiz müziğe kadar. Sanki birileri bizim adımıza özetliyor, kısaltıyor, sözüm ona sadeleştiriyor. Dünya klasikleri, popüler müzik… Alt kültürün ürünleri bize kültürmüş gibi dayatılıyor. Böylesi bizim de işimize geliyor, popülerliğin vıcıklığıyla sırılsıklam olmuş bir kitaptan on sayfa okuyunca, ne kadar iyi bir okur olduğumuzu ballandıra ballandıra anlatma lüksünü yaşıyoruz ne de olsa. Çıstak çıstaklardan başka bir dizilişi olmayan sesleri müzik diye dinliyoruz, tavsiye bile ediyoruz. “Canım ne olacak, popüler de olsa kültür işte, idare ediver.” diye mi avutacağız gönlümüzü. Hızlı tüketilmek için bu kadar aceleyle gözümüze sokulanları elimizin tersiyle itme lüksüne sahip değil miyiz?
n n Değilmişiz arkadaşlar, anormal olan bizlermişiz. Naçizane bu işlerin bir köşesinden tutmaya çalışan biri olan ben, huysuz ihtiyar olarak daha şimdiden-bu genç yaşıma rağmen-damgayı yemiş bulunuyorum. Benden on yaş kadar küçük bestekâr bir arkadaş, yaptığı şarkının sözlerinin iyi olup olmadığını kontrol etmem için göndermiş. Dinlediğimde ilk tepkim ayağa kalkan saçlarımı düzeltmeye çalışmak oldu. Onun tabiriyle “Piyasa şarkısı, ne olacak yani?” mantığını içime sığdıramadım. Neyse ele aldık, bir şeyler karalamaya çalıştık, gönderiyoruz gönderiyoruz kabul etmiyor. “Yok ablacım, şurası böyle olmuş, burası şöyle olmuş.” diye beğenmiyor. Kendimde bir eksiklik aramaya başladım. Parçanın olmayan mantığına oturtmaya çalışıyorum sözleri ha gayret. Belki anlamamışımdır diye şarkıyı yeniden defalarca dinliyorum. Zaten çıstak çıstak… Son bir gayretle tamam oldu diye, karaladıklarımı gönderdim. Yine beğenmedi, yine beğenmedi. Anladım ki, ben onun hitap edeceği kitleye uygunsuz bir söz yazmışım. İyi ki de beğenmemiş. Kendi kendime bir hesap yapıyorum. Bu çıstakların üzerine onun istediği şekilde, Türkçeyi deforme ederek söz yerleştirsen, yılda yirmi beste yapsan, dilin gövdesinde koca bir delik açman için beş yıl yeter. İnşallah ünlü olur da ben de o sözleri burada geçerim. Ne demek istediğimi herkes daha anlar. Şu an onun yazdığı sözleri açık açık yazamadığım için bir hayli zorlanıyorum. Sadece onun, son söz yazma denememin ardından bana söylediği şeyi yazmakla yetineyim: “Abla, sen çok klasiksin.” Buyur buradan yak. Sonunda, ben bu işi beceremiyorum diye kenara çekildim ve kalbi kırılmasın diye de “Senin şarkın, kendi içinde bir bütün, bence bozmamalıyız.” dedim. Daha önce güzel bir iki şarkıya imza koyan ben, vazgeçtim ona bir şeyler anlatmaktan. Oysa, çok akıllı bir çocuk, üniversiteyi dışarıdan bitirdi, müzik konusunda da çok iyi. Okuduğu kitapların da haddi hesabı yok. Sadece ülkemizdeki yozlaşmadan o da bir nebze nasibini almış.
n n Yakamızı kurtarmak zor, bir tarafımızdan bulaşıyoruz istemeksizin. Bu sebeple yıllardır televizyonun düğmesine sadece haberleri izlemek için basıyorum. Olan bitenler birbirinin tekrarı haline gelmeye başladığından, şu aralar neredeyse iki üç günde bir haber izliyorum. Gözlerimi popülerliğin plastikliğinden mümkün mertebe uzak tutma gayreti içindeyim ayrıca. Ne yapalım klasik geldik, klasik gideceğiz anlayacağınız. Başka türlü olmayı bu yaştan sonra istemiyorum.
n n
n n ULTREYA…
n