Kapı açılıyor. Kısa bir duraksamanın ardından içeri giriyor. Birkaç adımın ardından kollarını iki yana salarak karşımdaki koltuğa kendini bırakıyor. Bir süre soluklanıp öylece kaldıktan sonra aniden toparlanıp yanından hiç ayırmadığı çantasına sakince uzanıyor. Çıkardığı peçeteye sarılı kurabiyeyi gülümseyerek bana uzatıyor. Yedi yaşında bir çocuğun şaşkın mutluluğuyla gözlerim parlıyor.
Bir şeyler söylesin istiyorum, konuşmuyor.
…
Hayaller sessizdir.
…
Kitap, bana erken yitirdiğim ablamı hatırlatıyor;
“Abim Deniz” i okuyorum.
Deniz’in o günlerine şahit olmuş kardeşi Hamdi Gezmiş’in tanıklığında ve küçük kardeş tarafından yıllarca özenle saklanan fotoğraf ve belgelerin eşliğinde Deniz Gezmiş karşınızda…
Aslında bir kitap okumanın ötesinde Deniz’le o günleri yeniden yaşıyorsunuz.
Kucağınıza aldığınız bebeğiniz gibi başlıyor hikâye, sonra zeki ve hareketli bir çocuk oluyor.
Her zaman saygılı, ölçülü ve çevresindekileri koruyan, kollayan mahallenin yakışıklı genci.
Yaşamın önünde taze bir fidan gibi eğilirken, dayatmalar ve haksızlıklar karşısında bir kaya gibi dimdik duran bir insan.
İdealizmin ulaşabileceği en üst seviyede; korkusuzca, inandığı uğurda bile bile ölüme yürüyen bir adam.
Bir tek şey için; “Tam bağımsız Türkiye”.
Kısacık bir ömrün içimize böylesine işlemesi boşuna değil.
…
Bugün pek çoğumuz cesareti ve idealler uğruna mücadeleyi ondan öğrendi.
Kurabiye yapan ellerde ise karşılıksız sevgiyi tattı.
Devrime, kurabiye tadında aşık oldu.
Ölüm sustursa da birilerini, sessiz hayallerin haykırışları, yükselen dalgaların kucağında kıyıya doğru ilerleyecek ve elbet bir gün Deniz sahille kucaklaşacak…
…
Bugün siyaset, toplumun önünü açan, onu barışa, mutluluğa götüren işlev görmenin aksine; bazı kişilerin şahsında tekdüze bir kısır çekişmenin alanı haline geldi. Kişisel beklentiler, hırslar ya da belirli kesimlerin çıkarları, ideallerin önüne geçti. Siyasetin sağında da solunda da aynı görüntü hâkim.
Hal böyle olunca ülkeleri, halkı uğruna kendisini feda edenlerin eksikliğini daha derinden hissediyoruz.
Kitabın bir sayfasında iki fotoğraf yana yana duruyor. Bir tarafta Deniz Gezmiş diğer tarafta Mahir Çayan.
“Şimdi yaşasalardı, ne olurdu?..” diye düşünmeden edemiyor insan.
“Tam bağımsız Türkiye”, fena mı ?
…
Onu ilk tanıdığımda ağabeyimdi,
Sonra arkadaşım oldu,
Şimdiyse kardeşim…
O gencecik kaldı her yaşımda,
Ve her daim yoldaşım; Deniz Gezmiş.