Osmanlı’dan sofraya - İstanbul usulü sarma yapan bir daha hazır almıyor
Sarma herkes yapar da bu biraz başka. Hani o düğünlerde, bayramlarda yediğin “bu kim yaptıysa iyi yapmış” dediğin tür var ya, işte o İstanbul usulü sarma. İçinde kuş üzümü, dolmalık fıstık falan olunca olay direkt seviye atlıyo.
İç harç olayı - asıl fark burada
Pirinç, soğan klasik zaten. Ama dolmalık fıstık ve kuş üzümü girince tat hafif tatlımsı bi yere kayıyo. Üstüne biraz tarçın, yenibahar ekleniyo... kokusu bile yetiyo bazen.
Eskiler hep yaparmış bunu. Özellikle kalabalık sofralarda, misafir gelince falan. Anneler “az yapalım” der, sonra tepsi yetmez :)
Yaprak seçimi - işi bozanda kurtaranda bu
Asma yaprağı iyiyse sarma zaten yarı yarıya tamam. Salamura ise tuzuna dikkat etmek lazım. Direkt sararsan tuzdan yenmez, baştan söyleyim.
Sarma kısmı - fazla sıkarsan sıkıntı
En çok yapılan hata burada. Herkes kalem gibi olsun diye abanıyo. Ama çok sıkı sararsan pirinç şişecek yer bulamaz, içi diri kalır. Biraz boşluk bırakmak lazım, hafif gevşek yani.
Pişirme detayı - sabır işi biraz
Tencereye diz, üstüne limon koy, zeytinyağı gezdir. Bir de üstüne tabak kapat, açılmasın diye. Kısık ateşte pişir, acele etme. 35-40 dakika sonra mis gibi koku geliyo zaten.
Bi de şöyle bi şey var, hemen yemeye kalkma. Dinlenince daha güzel oluyo. Hatta ertesi gün daha iyi diyen çok, abartı değil.
Kısaca evde yapınca anlıyosun farkı. Dışardan alınan sarmalar biraz sönük kalıyo yanında.




