Bu sabah takvime baktım ve tam on yıldan beri antidepresan kullandığımı fark ettim. Demek ki, AKP iktidarı geldiğinden beri benim ruh sağlığım bozulmuş. Bizim insanımız psikiyatriste gitmeyi ayıp sayar, delilik sayar. Oysa ruh sağlığı çok önemlidir. Ruh sağlığı yerinde olmayan insanların fiziksel rahatsızlıkları da artar. Kısaca fiziksel sağlık, ruh sağlığı ile doğru orantılıdır. Özgüveni yerinde olan her insan da çekinmeden ruh doktorlarına gidip sağlıklı kalabilmenin yollarını aramalıdır. Hatta daha da ileri giderek söylüyorum. Herkesin bir psikiyatrı olmalıdır.
Hele de Türkiye de yaşıyorsanız, evinizin içinde dahi bir ruh doktorunuz olmalıdır. Çünkü TV düğmesine dokunmanız, günlük bir gazeteyi okumanız halinde tansiyonunuz tavan yapabilir. Kara mizah, dram, trajik komedi duymak istemediğimiz her şeyi duyar ve izleriz. İşte bendeniz de doktor tavsiyesi ile ruh sağlığımı kaybetmemek için antidepresan kullanıyorum . Ne Kadar üzücü ki, doktorum da aynı ilacı kullanıyor. Benim görevim doğa ve hayvanı anlatmak ancak gündem o kadar karardı ki, ülkemin kadınları, gazetecileri, doktorları, memurları öğretmenleri, öğrencileri, işçileri önlerini göremez oldu.
Kürtaj konusu, beni çok ilgilendiriyor. Kendimle beraber tüm kadınları aşağılanmış hissediyorum. Herkesin kendi bedenine hükmetme özgürlüğü olmalı. Taşıdığımız beden Allahın bize lütfu ve armağanıdır. Her bireyin kendi bedenini kendi idare ve irade etme özgürlüğü vardır. Ben de o zaman erkeklerin kısırlaştırılmasını tıp dilinde (vazektomi) yaptırılmalarını öneriyorum. Kadınlar Meryem ana değil. Kendi başlarına hamile kalmıyor. Erkek spermi olmadan gebe kalınmaz.
Kürtajı yasaklamakla kürtaj olan kadın sayısını azaltmak mümkün değildir, zira gebeliğini devam ettirmek istemeyen kadın her durumda buna bir çare arayacaktır, sağlıklı tıbbi çözüm bulamadığında da kendisi çare arayacak belki de bu sebeple hayatını kaybedecektir. Sezaryen ise tamamen tıbbi bir platformda tartışılması gereken bir konudur. Başbakan dahil hiçbir siyasetçinin bu konuda fikri ve zikri olamaz.
Önce işe poligamiden (çok eşlilik) başlayalım. Çok eşlilik yasak olacak. Erkeğin tek eşi olacak. İki çocuktan sonra erkeklere vasektomi yapılacak. Nasıl kadınların kendi isteğine göre doğurganlıkları önleniyorsa, erkeğin de doğurtma özelliği önlenecek. Tecavüz, ensest ya da fuhuş çocukları da mı doğsun? Ya da aile, yeni bir çocuğu daha bakabilme imkânına sahip değilse o da mı doğsun? Zinanın serbest olduğu bir ülkede kürtaj nasıl yasaklanır? O halde zina da yasak olmalı. Çok çocuk yapıp topluma zararlı, katil, tecavüzcü, tinerci çocuklar üreteceğimize topluma yararlı eğitimli ve bilgili bireyler yetiştirmeliyiz. Çok çocuk çok dert demektir. Az çocuk ise kaliteli ve eğitimli birey üretmek demektir. Dolayısı ile bilinçli toplum oluşturmaktır. Başbakan dahi olsa her şeye hele de kadının özel hayatına karışma yetkisi olamaz. Kürtajı en hararetle tartışan ülke İtalya idi bir dönem. Şu an İtalya da kürtaj serbesttir. Kürtaj İran, Suriye, Endonezya, Arabistan gibi geri kalmış ülkelerde yasaktır. Bu yasakla biz de geri kalmışlığımızın altına bir imza daha atıyoruz. İtalya, Papayı bile dize getirdi. Kürtaj meselesine Başbakan salt (günah) gözü ile bakıyor ise, bu kul ile Allah arasındadır. Kul ile Allah arasına da kimse giremez.
Bugünlerde kalem satmayan ilkeli gazetecilere( tasmalı gazeteci) deniyor. On beş gün önceki yazımda aşağıdaki satırları kaleme almıştım. Yine aynı cümlelerimi bu kez (TASMALI GAZETECİLER) diyenlere ithaf ediyorum.Gazetecilik, çok önemli bir meslektir. Toplumu eğitmek ve yönlendirmek ve elini taşın altında ezme sanatıdır. Gerçek gazeteciler tarihe tanıklık edip gelecek nesillere gerçekleri aktarırlar. Gerçek gazeteciler aynı zamanda hem suçlu hem de mağdurdurlar. Hele de Türkiye de gazeteci olmak en zor, en korkulu meslektir. Zira gazetecinin kelepçesi ve yazgısı kaleminin ucundadır.
Doktorlara gelince, Türkiye de doktor olmak en zor meslek olmuştur. Can güvenliği kalkmış ve en acısı da tıp öğrencilerine kendini savunma sanatı olarak judo ve karate dersleri öğretilmektedir. Kendini insanlara karşı savunma sanatını öğrenen bir doktor, insan sağlığına ne kadar katkıda bulunabilir sizlerin takdirine sunuyorum.
Memurlara gelince olay bitti. Memurlar her zaman olduğu gibi ezilen ve geçim derdi bitmeyen vatandaşlar olarak yaşamaya devam edecek. Milletvekili maaşına zam istediğinde hiç hakem kuruluna falan başvurulmadan istedikleri zam, hemen gerçekleşiyor. Emeklilerin durumu ise ayrı bir facia.
Öğretmenler ise hep mağdur. Öğretmen bir toplumun ışığı ve aydınlığı olması gerekirken hala gereken statüye kavuşamadı. Gözlerindeki hüzün ve yorgunluk öğrencilere eğitim meşalesi olarak nasıl yansır bilemem?
Öğrenciler, işçiler ise malum. Demokratik hakları ellerinden alınmış. Susturulmuş, korkutulmuş vasıfsız ve sınıfsız insan muamelesi görmekte.
Artık vatandaşlarımız kurulan hegomanya ile ve aba altından sopa gösterme ile yaşama çabasına girmiştir.
Herkes bir korku tünelinde, meçhul bir trende bir bilinmez istasyona doğru yol almaktadır. İstasyonları hizmete açtım buyurun isteyen istediği istasyonda insin…
Ergenekon destanından, Recep Beyin salvolarından
Eminem türküsünden, One minutedan, tasmalı gazetecinden
Kahraman ordumuzun askerlerinden, şehitlerimizden, Silivri huzur evinden
Kürt sorunundan, terör belasından, Deniz Feneri nden,
Uludere cinayetinden, çocuk gelinlerden
Töre kanunlarından, kadın cinayetlerinden, şiddetten, nefretten
Erkeklerin uçkurundan, kürtajdan ve her türlü patinajdan
Ve de ülkemin gözyaşlarından.. Aklımı oynatmaktan. Bu durumda ben de; Sevgili Fatih Erkoçun bir şarkısını tüm okurlarıma armağan ediyorum.
Oynatmaya az kaldı. Doktorum nerede?