n
n n Her ne kadar unumuzu eleyip eleğimizi duvara assak ve günlük siyasetten elimizi ayağımızı çeksek de biz de bir zamanlar siyaset yaptık. Hem de inancın hayatla sınandığı ve hayatın bir kör ve kahpe kurşunun ucunda olduğu dönemlerde yaptık. Parti yöneticisi olduk ama bir yerlere hiç aday olmadık, bırakın olmayı, aklımızdan bile geçirmedik.
n n
n n Sadece biz değil, solda ve sağda hiç fark etmezdi, bizim devrimizdeki siyasetçilerin neredeyse tamamı, en azından yüzde doksanı böyleydi. Partiye hesapla değil inançla girilirdi ve siyasetten ne alıp ne götürürüm hesabı yapılmazdı. Kazanmanın hesabı yapılmadığı gibi kayıpların hesabı da tutulmazdı. Şimdikilere garip gelecek ama o pek meşhur deyişle “söz konusu davaysa, gerisi teferruattı.” Acılarını bir daha yaşamak istemediğim o günlerin inancına ve idealine öylesine hasretim ki.
n n
n n Gerçekten ihtiyarlıyor ve çağın gerisine mi düşüyoruz ne; kazanmak, sadece ve ne pahasına olursa olsun kazanmak üzerine formatlanmış yeni siyaset anlayışında kırmızı çizgilerin birer birer aşınmasını ve kişisel ihtirasın toplumsal ideallerin önüne geçmesini anlayamıyorum bir türlü.
n n
n n Bir parti, kazanmak uğruna, yıllarca kendisine karşı mücadele eden, kendisini eleştiren ve hatta söven adamı transfer etmek için çabalıyor. Ve o adam da bu transfere yeşil ışık yakıyor. Ya da tam tersi önce bir zamanların ideal ve dava kahramanı bugünlerde kazanmanın adresi sandığı partiye girebilmek için can atıyor, idealin kavgasını verdiğini söyleyen parti de bu ihanete kucak açıyor. Bir seçim süresiyle sınırlı kör olası gelecek uğruna bir destanla süslü kutsal geçmişin pazara sürülmesi ne acı… Ve ne ayıp…
n n
n n Anlamadığım sadece bu transfer borsasının alışverişi değil. Bir de, bizim neslimizin idealin mabedi olarak kutsadığı siyasi parti teşkilatlarının, birilerinin sıçrama taşına dönüşmesi. Seçimler yaklaştı ya, kimi iki, kimi de daha bir yıl önce parti yönetimine girenler patır patır istifaya başladı. Bir ikisi belediye başkanlığına ama geri kalanları da bütünşehirlerde belediye meclisine, diğer illerde ise ya belediye ya da il genel meclislerine aday olacak. Partiyi yönetmek ve ileriye taşımak iddiasıyla göreve gelenlerin yerel seçimler öncesi kendilerini bir makama taşımak için seçim öncesinin fırtınalı ortamında parti gemisini terk etmelerini, hangi kelimeyle tanımlayabiliriz?
n n
n n Şu veya bu parti fark etmiyor bu ikbal yarışında. Kiminde az, kiminde çok ama hemen hepsinde var bu hal. Başkanın teşkilatına hakim olduğu partide daha az, olmadığı/olamadığı partide daha çok; tek fark keyfiyette değil kemiyette, nitelikte değil nicelikte, sayıda.
n n
n n Demokrasinin, partilerimizin ve geleceğimizin akıbetini; bu transfer borsalarının kapanıp kapanmayacağı ve bu parti teşkilatlarını bireysel sıçrama taşı kabul eden zihniyetin tasfiye edilip edilemeyeceği belirleyecektir. Umarım ve dilerim ki borsalar kapanır ve partiler kimi insanların bireysel sıçrama taşı olmaktan çıkar.
n n
n n DÜZELTME VE ÖZÜR: Dünkü köşe yazımda yer alan “İslamın en şiddetli düşmanı diye tarihe geçen Ebu Süfyan ifadesi, İslamın en şiddetli düşmanı diye tarihe geçen Ebu Cehil olacaktır. Düzeltir ve bu yanlışlıktan dolayı siz değerli okuyuculardan özür dilerim.
n n
n n
n
