n

n
n Son günlerde size de aynısı oluyor mu bilmem, insanlıkla ilgili ümit kırıntılarım da tükendi tükenecek. Gözümü sadece yaşadığım yere değil, bütün dünya üzerine çeviriyorum. Çevirmez olabilsem keşke, haberlerden haberli olmak istemiyorum. Hatta yumuşacık bir toprak bulsam da dertli başımı içine gömsem, görmesem olan biteni diyorum. Bütün olanlardan yakayı sıyırabilmek için depresyon başlangıcıyla bozulan psikolojimin sırtını, başka derin ruhsal hastalıklara yaslasam, kendimi ıssız bir odaya kapattırsam, zihnimde yeni ve ışıklı dünyalar yaratsam.
n
n Korkuyorum kısacası… Hepimizin geleceğinden korkuyorum. Büyük felaket senaryoları yaratmak istemiyorum. Ama etrafıma bakıyorum dünya kan içinde. Burası, orası şurası… Herkesin gözü birbirinin üzerinde. Anlıyorum ki herkes korkuyor. Bu çağda olup bitenleri kabul edemiyorum. Öyle tutarsız, öyle ipsiz sapsız geliyor. En basit bilgilerin bile doğruluğundan emin olamıyorum. Bu da içimdeki korkuyu daha bir artırıyor. Bilinmeyen gerçeklerin, bilinen gerçeklerden daha gerçek olması düşüncesi, benim trajedim. Bir başlayınca art arda sıralayabilir, sonunu kendi ülkenizden başlayarak tüm insanlığın yok olmasına kadar getirebilirsiniz. Bilgilerin tutarsızlığının sersemletici etkisi. Basit ve zararsız bir örnek: Bir grup bilim adamı “Yumurta kolesterolü yükseltir, aman ha!” diyor. Sonra ertesi gün tutup başka bilim adamları yükseltmediğini, aksine dengelediğini söylüyor.
n
n Bildiğimizi sandığımız her şey, bildiğimiz gibi değil mi yoksa? Bitmiyor, sonu gelmiyor bu iki uçlu tartışmaların. Bir örnek de çocukluğumuzun parlak yüzlü ay dedesi. Soru şu: “İnsanoğlu gerçekten Ay’a indi mi, inmedi mi?” Yine bir grup insan Ay’a ayak basıldığını şiddetle savunurken; onların karşısında yer alanlar Ay’a ayak basılmadığını, bunun sadece bir Hollywood kurgusu olduğunu savunuyor. Hatta bunu internet ortamına bile taşıdılar. İnanmıyorsanız bir de kendiniz lütfen girip bakın. Küçücük bir çocukla bile oturup istişare etseniz, bütün bu söylenenlerin ışığında size şunu sorabilir: “Madem bundan kırk üç yıl önce Ay’a gidildi, şimdi neden gidilmiyor?” Eğer bu safsataysa bizim için büyük bir utanç kaynağı. Çünkü bilimsel kayıtlarda ve ders kitaplarında da yer alıyor. Çocukken, bir zamanlar dünyanın tepsi gibi düz olduğunu sanan insanların varlığına ne kadar şaşırıp güldüysek, eğer Ay’a inme sadece bir saçmalıktan ibaretse, bizden sonrakilerin de buna ne kadar güleceğini düşünmek istemiyorum.
n
n Kabuslarım bununla da sınırlı değil. Düşünün bir kere Afrika’da bir sürü aç insan var. Ve bu açlık sorununa bir türlü çözüm bulunamıyor. Ben kendimi bildim bileli insanlar orada açlıktan kırılıyor. Ne hikmetse, o insanların açlıklarına bir türlü köklü çözüm getiremiyoruz dünyaca. Yine ne hikmetse, sadece belli dönemlerde onların aç ve sefil olarak yaşadıklarını hatırlıyoruz, yine bütün dünyaca. Birbirini yok etmek için savaş endüstrisi bile kuran bu dünya, bir avuç kara derili insanın açlığını gidermek amacıyla onlara kendi balıklarını tutacak ekonomik sistemi kuramıyor. Hoş, onların bu durumda olmasının nedeni de kafalarda yine büyük bir soru işareti.
n
n Korkuyorum. Bizden binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın kafataslarını avuçlarımızın içine alıp inceliyoruz. Yaptıklarını, yapamadıklarını inceliyoruz. Gelecekteki torunlarımızın torunlarının torunlarının torunlarının torunlarının torunları, ellerinde kafataslarımız bütün bunları bilimsel gerçeklik olarak ortaya döktüğünde bizler ne durumuna düşeceğiz? Onlara bıraktığımız karanlık dünyayı anlamaya çalışırken hakkımızda nasıl bir yargıya varacaklar? Düşünce akımlarını ve edebi akımları sıralarken, insanlığın hırsını nereye yerleştirecekler, bunu nasıl tasnif edecekler? Bir yandan da üzülüyorum onlar için. Biz doğayla yaşayan atalarımızın neyi neden yaptıklarını anlayabildik. Bizden sonrakiler bizim bu yıkıcılığımızı nasıl anlayacak? Sanıyorum sadece yıkanlar değil, onları korku dolu gözlerle izleyen bizleri de acımasızca yargılayacaklar. Korkuyorum…
n
n ULTREYA...
n
n
n