n
nn
nn Müslüman dünyasına baktığınız zaman, karışıklıkların ve kaosun hüküm sürdüğünü görürüsünüz. İki yanlışın bir doğru etmeyeceği açık olmasına rağmen; yanlışlıklar sarmalı içinde olan, Müslüman dünyasında neyin doğru olduğunu ve hangi yanlışların toplamının bir doğru edeceğini söylemek de mümkün değildir. Demokratik yollarla cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’ye Mısır bir yıl kadar tahammül edebildi. Açıkça ifade etmek gerekir ki, Mısır’daki olay tamamen bir darbe olayıdır ve buna kimse itiraz edemez. Türkiye demokratik yaşama geçtiği andan itibaren buna 10 yıl tahammül etmiştir. Şimdi, şapkamızı önümüze koyarak düşünmemiz gerekir. Ortadoğu’da bu işler niçin böyle olmaktadır? Gazete ve televizyonlarda durmadan konuşmalar yapılıyor, ajitasyon yapılarak insanların merhamet duygularına hitap edilmektedir. Öncelikle ben şunu düşünürüm: 90 milyonluk ülke olan Mısır’da kendi halkına reva görülen bu idareden hangi insanlık ve merhameti talep edebilirsiniz. Türkiye, 2 büyük darbe ile birkaç tane post modern darbe ile karşı karşıya geldi. Peki, bu darbeler dış mihraklarca tasvip edildi mi? Elbette, edilmedi. Bütün bunlara karşılık darbeyi yapanlar geriye dönüş yaptı mı? Buna da verilecek cevap basittir. Geriye dönüş yapılmadı. Mısır’da da darbeyi yapan Abdulfettah el Sisi geriye dönüş yaparak, M. Mursi’yi affetmeyecek ve salıvermeyecektir. Bir ülkede darbe yapılmış ise, darbeciler geriye dönüş yapmazlar ve yollarına, kendi halkına karşı olsa da kıyıma devam eder. 1. hata: Darbe yanlıştır; 2. hata: Darbeye karşı çıkanlar kıyıma uğrarlar. Bu iki yanlış da bir doğru etmez.
nn Her zaman üzerinde durduğum gibi; eğer Ortadoğu’daki Müslüman ülkeler, ülkelerinde demokrasiyi arzu ediyor ve bununla idare edilmek istiyorlarsa; öncelikle bu idareyi hazmedecek şekilde hareket etmeleri gerekir. Dışarıdan demokrasiyi ithal edemezsiniz, ettiğiniz zaman ise; bugün karşılaştığımız durum ortaya çıkacaktır. Her ülke kendi idarecilerinin ortaya koyduğu idare sistemine lâyıktır. AB, ABD ve Birleşmiş Milletler’in yapacağı bir şey yoktur. Saydığım devletler veya kuruluşlar, Mısır’daki olaya darbe deseler ne yazar, darbe demeseler ne yazar. Türkiye bütün kamuoyu ve içtenlikle Mısır’daki olayları kınamasına rağmen değişen ne olmuştur. Öncelikle, Mısır ve Mısır’daki idareciler şapkalarını önlerine koyarak bunu düşünmeleri gerekmiyor mu? İki yıldır, Suriye’de dökülen kana karşılık Türkiye tavır takınmış olmasına rağmen değişen ne olmuştur. Elbette, değişen bir şey olmamıştır. Bu bakımdan her ülke kendi bacağından asılmaktadır.
nn Müslüman ülkeler esas gücü Kur’an’dan almak yerine, parça parça olarak mezhep ve tarikatların peşinde koştukça biraraya gelmeleri mümkün değildir. Mezhep ve tarikatlara yöneldiğiniz takdirde, Kur’an’ın tevhit edici, hükümlerini bir tarafa bırakmışsınız demektir. Eğer, Mevlana gibi, tüm insanları davet ederek bir çatı altında toplayamazsanız, Müslümanlıkta tevhit ortaya çıkamaz. Eğer, ‘şia’yı ehlisünnetten ayırır ve bu sünnetin dışına iterseniz, birleşme olamaz. Bizim İslamda yaptığımız en önemli yanlış, ‘takva’yı bir tarafa bırakarak, Müslümanları, Kur’an’ın dışındaki bazı kurallara göre kategorize etmektir. Bu ve yazmaya devam edeceğim bir husus var: Bir grup Müslüman, kendi tarafında olmayan Müslümanı “Allahü Ekber” diye öldürür ise; buna karşılık diğer grup da kendinden olmadığı kanaatine vardığı Müslümanı “Allahü Ekber” diye öldürürse, işte burada Müslümanlık bitmiştir. Müslüman anne ve babadan Müslüman olarak doğan bir kişinin, Müslüman olmadığını kimse söyleyemez. Bu dinden çıkmaktır, şirk koşmaktır. Bütün bunları ancak Allah değerlendirebilir. Ancak, Hristiyanlıkta ruhban sınıfı vardır ve onlar Tanrı veya İsa adına karar verir ve iş yaparlar. İşte, bizim terk ettiğimiz, Müslümanlığın en yüce tarafı, takva da budur. Bu anlayış hükümran olduğu takdirde, bütün Müslümanlar Kur’an’ın birleştirici hükümleri etrafında toplanacaklardır. Bunu terk ettiğimiz gerçeği de ortadadır ve içimizdeki sorunları halletmek için Hristiyanlardan yardım dileniyoruz. Tekrar tekrar yazdığım gibi, birçok musibete rağmen; Müslümanlar akıllarını başlarına toplayamıyor ve parça parça dağılıyor. Akıllarının başlarına gelmesi dileklerimle saygılarımı sunarım.
n