Yıl 1921. Anadolu bozkırının ortasında bir kent ve bir mütevazı bina, içten dualar ve akla ziyan umutlarla açılıyor. Kiremitleri köhne evlerin çatılarından sökülüp alınmış, sıraları ziraat mektebinden getirilmiş. Soğuk salonlarını kandiller aydınlatıyor, odun sobaları ısıtıyor. Kendi küçük ama soyunduğu dava, taşıdığı mana büyüktür.

Yıl 1921. Altı asrı aşkın bir süre Anadolu’yu aydınlatan Osmanlı güneşi batmış, Anadolu işgalin karanlığında ve tarihin en köklü milleti tarih sahnesinden silinip yok olmanın korkusunda. Ankara’da kimi kalpaklı kimi sarıklı, kimi köylü kim şehirli, kimi fişekliğini çapraz kuşanmış kimi ata yadigarı piştovunu beline takmış, kimi cepheden kimi camiden kopup gelmiş bir avuç inanmış insan, o ufacık binanın içinde kocaman yüreklerle bütün bir dünyaya meydan okuyor.

Yıl 1921. Mart ayının 12’si. Dondurucu Ankara kışında o mütevazı binanın yarı soğuk yarı loş salonunda heyecan dorukta. Kürsüde zamanın en büyük hatibi Hamdullah Suphi Tanrıöver, zamanın en büyük şairinin şiirini okuyor. Şiir uzun, şiir on kıta. “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak./O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!/ O benimdir, o benim milletimindir ancak!” diye başlar. “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!/Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl./Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;/Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,/ Hakkıdır, Hakk a tapan milletimin istiklâl!” diye biter.

Meclis galeyan halindedir, kimilerinin dili tutulmuştur heyecandan kimilerinin sevinç gözyaşları akmaktadır yanaklarından. Şiir üç defa okunur ve ayakta dinlenir, çılgınca alkışlanır, oy birliğiyle kabul edilir. Daha sonra Osman Zeki Üngör tarafından bestelenir. Bestesi, İzmir’e giren Türk süvarilerinin nal sesinden mülhemdir. O Meclis, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir ve o şiir Türk İstiklal Marşı’dır.

O şiir, o marş o gündür bu gündür -son zamanlarda bazı kirli yürekler, hain beyinlerce ülkemin kimi yerlerinde artık okutulmasa da” bu ülkenin, doğusundan batısına kuzeyinden güneyine, semalarında çınlar durur. O Meclis’in yüz akıdır o şiir, o marş.

Yıl 2014. Vekiller artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin korkudan uzak başkentinde muhteşem bir binada ve ceylan derisi koltuklarda oturuyor. Ne Yunan askeri var Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyen ne işgal kuvvetlerinin donanması Dolmabahçe açıklarında demir atmış vaziyette. Ve devasa avizelerin aydınlığında bir karanlık emelin bir kanlı katilinin mesajı okunuyor TBMM’de. Ne yazık ki dünyanın ilk milli bağımsızlık beyannamesinin yazılıp okunduğu, dünya aleme ilan edildiği o gazi Meclis te kimsenin sesi çıkmıyor, bırakın sesinin çıkmasını kimse de protesto babından olsun salonu terk edip gitmiyor.

“An gelir yaşamak yük olur” derlerdi de büyükler, inanmazdım; doğruymuş, an gelir yaşamak yük olurmuş. Bugünleri görmek bu millete mensup, bu devlete bağlı ve bu vatana sevdalı olan insana yük olmaz da ne olur? Bu acıyı çektirenler utansın. Onlar utanmazsa baht utansın.

NOT: Tüm okurlarımın, hemşerilerimin, Türk dünyasının ve İslam aleminin bayramını en içten dileklerle kutluyorum.