Ann Maria Reeves Jarvis
ABD de bir öğretmen.
19. Yüzyılda Virginia da yaşamış, öğretmenliği yanı sıra, kadın hakları, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında mücadele vermiş bir isimdir. Aklı ve vicdanı birlikte büyütebilmiş, gerçek bir devrimci, öncü bir kadındır.
Kendini ilk önce Amerikan iç savaşı sırasında fark ettirir. Savaş esnasında ve sonrasında anneleri organize ederek yaralanan askerileri tedavi ettir.
Sihirli cümlesi ise “Anne şefkati” olur.
Anne şefkatini toplumsal bir faydaya dönüştürür.
Anneyi dolayısıyla kadını hayatın dönüştürücü rollerinde sahneye koyar. Savaş esnasında üstlendikleri rolleri savaş sonrasına da taşır. Savaş sonrası organize ettiği anneleri, toplumsal alanda daha aktif hale getirir. Çeşitli kampanyalar yürütür. Hatta Anneler Günün bir benzeri olarak “Anne Çalışma Günü” ilan edilmesi için etkin çalışmalar yapar. Kadını özellikle anne olmuşları sosyal hayatın göbeğine yerleştirerek her alanda kadının varlığını öne çıkarır.
1905’de ölünce kızı Anne Jarvis; annesinin kaldığı yerden bayrağı devralır. Kadını sosyal hayatta önemli bir hale getirmek için annesinin izinden gider. Biraz da kişisel duygularını öne çıkararak annesinin ölüm yıldönümü olan 10 Mayıs 1907’den itibaren 7 yıl boyunca “Anneler Günü”nün resmi olarak ilan edilmesi için uğraşır. Din Adamlarına, Politikacılara bu günü kabul ettirene kadar uğraşır tek tek mektuplar yazar. Yetinmez “Anneler Günü Derneğini” kurar. “Anneler Günü” ve “Mayısın ikinci pazarı” cümlelerini tescil ettirir.
Zaman içinde Güçlü zenginlerden bazıları kendisine sponsor olur. Nihayet 1914’de amacına ulaşır. Kampanyaları sonuç verir ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson “Anneler Gününü” resmen ilan eder. Sembol de beyaz karanfil olur.
Gel gör ki, film burada bitmez hatta asıl film yeni başlar. 1920’lere gelindiğinde Anne Jarvis, “Anneler Günü”nün önerdiği şekilden çok uzaklaşmış, tamamen ticarileşmiş olduğunu görür ve bu duruma daha fazla sessiz kalamayarak isyan bayrağını açar.
Bu defa ki isyanı, anne gibi “Şefkat-Merhamet-İnsaf-Vicdan” kavramlarını özetlemiş değerin, ticari bir faaliyete dönüşerek istismar edilmesinedir.
Bir hediye alma yarışına dönüşmesine öfkelenmeye başlar. Onun istediği sadece herkesin annesine o gün bir mektup yazarak annesini ne kadar sevdiğini içtenlikle anlatmasıydı. Şimdi durum değişmiş hiç arzu etmedikleri vahim bir noktaya gelmiştir.
Bu duruma daha fazla sesiz kalamaz ve kız kardeşiyle beraber büyük uğraşlar vererek kabul ettirdikleri anneler gününe karşı büyük bir kampanya başlatırlar. Anneler gününün bu haliyle iptal edilmesi için gösteriler düzenlerler, bu günü alışveriş için fırsat olarak kullanan mağazalara davalar açmaya başlarlar. Öyle ki, kendi sponsorunun mağazasında (Menüde “Anneler Günü Salatası” var diye) olaylar çıkarırlar. Hatta Başkanın eşi Eleanor Roosvelt’e bile bebek ve anne ölümlerini azaltmaya yönelik açtığı bağış kampanyasında “Anneler Gününü” kullandı diye saldırırlar.
Protesto gösterilerini o kadar ileri götürür o kadar rahatsızlık verirler ki, defalarca “Huzuru bozmak” suçundan tutuklanırlar.
Bu defa verdikleri mücadele olumlu sonuçlanmaz. Kendilerinin doğurup büyüttüğü bir iyi niyet, kocaman bir canavara dönüşmüş, alışveriş için bir vesile haline gelmiştir artık.
Anneler Günü’nü doğuran Anne Jarvis, mücadeleyi büyük bir servet harcayarak kaybeder. Üstelik hiç evlenemezde…
Mücadele ile geçen yıllar ruhsal ve fiziksel sağlığını olumsuz etkiler. Başarısızlık hırçınlığını artırır, hırçın hali de saygınlığını kaybettirir. 84 yaşına geldiğinde kör ve sağır bir halde yoksulluk ve yalnızlık içinde bir akıl hastanesinde yaşama veda eder…
Seni bir kez daha kutluyor, bir kez daha takdir ediyoruz Kapitalizm! İnsana insanlığını öldürdüğün için yüzyılın kötülük hatta şeytanlık madalyasını sana layık görüyoruz kapitalizm! İyi ki varsın, iyi insanları harcasan da kötü insanlara çok kötü bir dünya yaşatıyorsun!
Güzel günlere uyanın
Sağlıcakla kalın efendim.