n
n n Olmuyor, bir türlü yürümüyor yazı. İçimde bir bun var sanki. Kafam karman çorman! Kafam allak bullak! Yaşananlara bakıyorum, anlamak istiyorum ama anlayamıyorum. Sadece kafam değil gönlüm de almıyor olup bitenleri.
n n Bir türkü biliyorum güzel mi güzel, anlamlı mı anlamlı. Erzincan mı yöresi Erzurum mu, emin değilim ama sanırım Erzincan. “Bir dağ ne kadar yüce olsa yine kenarı yol olur/ Buna bayram günü derler dostla düşman bir olur/ Amman, amman, ben yandım, seni bilmem…”
n n Eğer bu türkünün dediği doğruysa bu kavga da neyin nesi? Daha dün paylaşmadık mı üst üste iki bayramı? Bizim ortak paydamız değil mi bu vatan, bu devlet, bu millet, bu Milli Mücadele ve bu Cumhuriyet? Uğrunda birlikte vuruşmadı mı dedelerimiz, ninelerimiz? Aynı destanın anlatımıyla dalmadı mı yorgun gözlerimiz ilk akşamdan uykuya. Ve aynı ninelerin aynı destanlardan süzülüp gelen ninnileriyle sallanmadı mı beşiklerimiz? Öyleyse bu itiş kakış da ne? Bu kavga niye?
n n “Gelin canlar bir olalım/ Bir olalım, diri olalım, iri olalım” diyen pirin nefesi tütmez mi ocaklarımızda? Evliyalar yatağı değil mi üstünde itişip kakıştığımız bu topraklar? Şair “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” diye tarif etmez mi bu toprakları? Şehitlerin ruhu sızlamaz mı canları ve kanları pahasına miras bıraktıkları bu topraklar üzerindeki senlik benlik kavgasından?
n n Yahya Kemal, Milli Mücadele’nin o karanlık gecesinde ve Sakarya’nın hemen öncesinde Allah’a “Galip et, çünkü son ordusudur İslamın” diye yalvarıyordu. Son yurdu bu topraklar batı Türklüğünün. Son imparatorluğumuzun 23 milyon kilometrelik coğrafyasından çekile çekile sığındığımız 800 bin kilometrekarelik son vatan toprağının kıymetini bilmezsek, hem çocuklarımızın geleceğine yazık olur hem de ecdadın emeklerine.
n n Kim hangi partiyi tutarsa tutsun, kim neye inanırsa inansın ama herkesin üzerinde ittifak edeceği ortak kavramlar çekişme konusu yapılmasın. Türklük gibi, Müslümanlık gibi, çağdaşlık gibi kavramlar bizi birbirimizden ayıran duvarlar değil bizi biraraya getiren yatay çizgiler, bizi örten, koruyan, kollayan ortak çatı olmalı. Bunlar üzerinden siyasete son verip her parti, her sivil toplum yapılanması bu kavramlar etrafından kenetlenmeli. Her parti ve her zümre en az diğeri kadar Türk, en az diğeri kadar Müslüman ve en az diğeri kadar çağdaş olmalı ve herkesin de en az kendisi kadar Türk, kendisi kadar Müslüman ve kendisi kadar çağdaş olduğunu kabullenmeli.
n n Ya bu kabullerle ortak paydada elele verip kutlu yarınlara ulaşacağız ya da detaydaki ayrılıkların ve benliklerin kıskacında birbirimizi gırtlaklamaya devam edeceğiz. Seçimimiz geleceğimizi belirleyecektir.
n
