Günlerdir fındık üzerinde koparılan yaygarayı izliyoruz; herkes sadece ve sadece bugüne ve içerideki fiyatlara kilitlenmiş durumda. Fındığı bugünle ve iç pazar fiyatıyla sınırlı dar bir çerçevede ele alırsanız; ne bir şeyi anlayabilir ne doğru dürüst bir tedbir alabilir ne de sorunu çözebilirsiniz. Fındık, sadece bir iç fiyat ve üretici sorunu değildir, fındık tüm ülkeyi kapsayan bir milli ekonomi konusudur.

Türkiye'nin dünya pazarlarında belirleyici olduğu ve bundan sonra da olacağı tek ürün fındıktır. Dünya fındığının yüzde yetmiş beşi bu topraklarda üretilir, bu ülkeden dünya pazarlarına sevk edilir ve fındık her yıl ekonomiye bir kuruşluk ithal ikamesi olmadan ortalama bir buçuk iki milyar dolar arası bir döviz girdisi sağlar. Döviz girdisi düzenli artmaktadır ve artacaktır. Yeter ki bizim 'açıkçı tüccarımız' ve onların etkisindeki siyasetçilerimiz ve bürokratlarımız fındığı 'ucuza satmasınlar' ve yeter ki Türk toplumu, fındık politikasını bir milli dava olarak benimsesin.

Belki birilerine çok iddialı gelecektir ama öyledir fındık, bu ülke, bu millet ve bu ekonomi için bir istikbal ve dolayısıyla da milli dava meselesidir. Fındık, sadece en doğusundan en batısına Karadeniz sahilindeki yaklaşık dört milyon insanı doyurmaz aynı zamanda bu bölgenin topraklarını da korur. Sökün fındığı, çok değil, on beş yirmi yıl sonra denize paralel yamaçlarda toprak bulamazsınız; bir kısmını yel kalanını da sel alır gider. Fındık, Karadeniz topraklarını erozyondan koruyan bir bekçidir.

Bu ülkede yıllardır 'açıkçı tüccar' lobisi ve onların dümen suyundaki kimi siyasetçi, bürokrat ve zaman zaman da akademisyenler 'fındık üretiminin sınırlandırılması' ve 'ihraç fiyatlarımızın düşürülmesi' taleplerini dillendirirler. Ne yazık ki tahdit konusunda olmasa da fiyatları düşürme konusunda çoğu zaman da netice alırlar. Bereket ki fındık üreticisi onların çıkar kavgasına direnmiş, çeşitli teşviklere rağmen fındığını sökmemiştir. Bir başka ifadeyle fındık lobisinin tezgahı fındık üreticisine sökmemiştir. Üretim alanlarının ve dolayısıyla üretimin sınırlandırılması talepleri ta 1950'li yıllara kadar gider. Ama o günlerde 100 bin ton civarındaki üretim, bugün 600 bin ton ortalamasına, yine o günlerde 30-40 bin ton kadar olan iç fındık ihracatı da bugünlerde 225-275 bin tona ulaşmıştır.

Üretim Türkiye'nin başına bela değil, köylü ve ülke için bir nimettir. Dünyada refah ve tüketim arttıkça; hem fındık üretimi hem de bizim fındık ihracatımız ve o ihracattan sağladığımız net döviz girdisi artmaktadır. Bir ülke aydınının üretim ve dolayısıyla ihracat artışına karşı çıkması aklın alacağı iş değildir ama ne yazık ki bizim ülkemizde 'bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan' sözde yarı aydınlar ve okumadan yazan erbabı kalemler 'açıkçı tüccarın' iğfaline uğramakta ve az sayıdaki yabancı tüccarın ekmeğine yağ sürmektedir.

Fındıktaki asıl kavga, yerli üretici ile yerli toplayıcı arasındaki üç beş kuruş ya da bir iki lira kavgası değildir. Asıl kavga az sayıdaki örgütlü yabancı ithalatçı ile çok sayıdaki örgütsüz ve dolayısıyla güçsüz yerli üretici arasındadır. Daha net ve özetin de özeti bir ifadeyle 'yerli ve milli' olanlarla 'yabancı ve gayrı milliler' arasındadır. Tüccar da ne yazık ki bu noktada doğup büyüdüğü ve ekmeğini yediği bu toprakların çıkarı ile komisyoncusu konumundaki yabancı spekülatörler arasında sıkışmakta ve içlerinden bir grup tavrını yabancı ithalatçılardan yana koymaktadır.

'Açıkçı tüccar' dedik durduk ama ne olduğunu yazamadan köşede bize ayrılan yeri doldurduk. Yok, burada bırakmam bu yazıyı, bugünün yarını da var; yetmezse Allah'ın günü bitmez, öbür günleri de var, açıkçı tüccarı ve diğer konuları da yazarız inşallah.