Firavunların eski Mısır'da hüküm sürdüğü günlerdi...
Sera etkisi yaratan karbondioksit salınımı ve sanayileşme yoktu sizin anlayacağınız..!

Ozon tabakasının varlığından yeni haberdar oldu insanoğlu...

Görülen ve yaşadıklarımızdan önce alınan tedbirlerin de heba olduğunu gösteriyor bizlere; feci çevre felaketlerinin kapıdan içeri girdiğini söylüyor bilim insanları.
 
Bacalı ve bacasız, her neviden imalat sanayi kuruluşlarımızın üretim maliyetini düşürmek için havaya, suya ve toprağa gelişi güzel attıkları,görülür-görülmez (zehir) kirlilik..!

Uymayanlara uygulanan para cezaları daha ucuza geliyor, alan hazine veren Rızalar ise felaketin aktörleri oluyorlardı farkında olmadan!

Özellikle 'altın' vb. gibi kıymetli madenlerin yeryüzüne çıkartılmasıyla tahribatlar arttı; ki son çeyrek asırdır Türkiye'nin yağmur alan bölgeleri köstebek yuvasına dönüştü çoktan!

Haliyle yer altı sularının yer değiştirmesine neden olan bu çalışmalar; öncelikle asırlardır tüm canlıların ortak kullandığı içilebilen su kayaklarımızın kuruduğunu, son on yıldır doğa gezilerimde de görmüş ve bugünlerin geleceğini anlatmaya çalışmıştım..! Bunun için ille de jeolog olmaya ihtiyaç yoktu, iyi bakan, tarafsız görebilen bir çift göz bunu tespit etmeye yeter de artar çünkü...

Tedbir alınabilirdi..!
Maden ruhsatı alan binlerce firma sözleşmelerine uydular mı, doğa yeşili yerine tercih ettiğiniz yeşil parayı çağrıştıran bu işin sözleşmesine ne gibi şerhler koydunuz?
Kontrol için siz (devlet) oralarda mısınız?

Deniz'in içine ve üstüne tüp geçit yapılabiliyorsa ki bunun örnekleri çok, dağları tarumar ederken karşılaşılan nehir gibi akan yeraltı sularının boşa heba edilmesini engelleyebildiniz mi..?

Yukarıda yazdıklarımın İlmi ve teknik bilgi olarak yeterli olduğunu sanıyorum!

Peki...
Konuya, alemlerin tek sahibi yüce Allah'ın, insanoğluna rehber olarak gönderdiği Kuran'ımızda A'raf Süresi 130. Ayet bize ne anlatmak istemiş;
"Andolsun, biz de Firavun ailesini (ve iktidar çevresini) belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık."

Ayet açık bir dille uyarıyor!
Yaratan uyarıyor; atalarımız ise "Tarih tekerrürden ibarettir" diyor!

Ama görünen o ki; yaşanılmış, akıbeti belli sonları, yeniden yaşamamızı engellemek veya yaşatılmasına engel olmak yine bizlerin, yani insanoğlunun elindedir.

Gezegenimizin 3 milyon yılda bir kez yörüngesinden çıktığını, yine bize bilim insanlarımız söylüyor; buzul çağı ya da kuraklık dönemlerinin gezegenimizin kaderi olduğunu anlıyoruz, bu açıklamalarla...

Mitolojik çağda değiliz elbette; bilgi devrinde yaşıyor olsak bile, Firavun ve Yusuf'un hikayesini irdeleyip, bugün kim Firavun, kim Yusuf, anlamak o kadar da zor değil aslında...

Ya da ortada olan gerçeklere, Türk'ün üst aklı ne demiş..? Ve ne diyeceklerini ilerleyen gün/ay ve yıllarda görürüz, görürsünüz...

Sur'un üflenilecek olması trajik sondur; beklenilendir yani...Düşlerindeki Firavun kavminin ve bir çok kavimlerin trajik sonlarını bilerek hareket etmek olsa olsa Firavun kanı ve kaderdaşılığını taşımak ve kabul etmek demektir..!

Tüm insanlığa eşit yağmayan yağmur misali, gelir dağılımı da bu durumun en açık göstergesidir, bence...

"Hayırlısı olsun" diyelim ama Ocak ayının 20'sinde 20 C* dereceyi bulan hava sıcaklığı pek de hayra alamet olmasa gerekir.

Tabiat ananın aşıya ihtiyacı yoktur; kendi kendini tedavi edebilir. Tedavi sürecine tek engel insanoğlu olmazsa..!