“Türkiye’nin geleceği gerçek anlamda sosyal demokratlara bağlıdır” diye düşünüyorum… Ancak bu anlayışın bölünmüşlüğünden, politika üretmedeki ve bunu topluma aktarmadaki yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar, gelecek çözümü noktasında ciddi engeller olarak karşımızda halen durmaktadır.
Bugün sosyal demokrasinin kendi gücünü ortaya koyamayışı yüzünden eşitsizliğin, adaletsizliğin, işsizliğin, çevre sorunlarının artması belirginleşmektedir. Bu da kendi içimizde yaşadığımız bir yığın sorunların yanında Türkiye olarak dünya gözünde ikinci sınıf muamele görmemize neden olmaktadır.
Sorunların karşısında doğru çözümler bulmak ancak doğru teşhislerle mümkündür. Kendi sorununa gerçekçi yaklaşım sunmadan çözümü komşusunun dolabındaki ilaçlarda aramanın, kendine zarardan öteye sonuç getiremeyeceği açıktır.
…
Her geçen gün çoğunluğumuz için daha zorlu oluyor. Eğer Türkiye siyasetinde bugün var olan iklim devam ederse, önümüzdeki günler daha da zorlu olacaktır.
Tatbikî geçmiş günlere üzülmekle bir yere varabilmek ve bu kısır döngüyü kırabilmek mümkün değil.
Çözüm için ; daha çok tartışmak, tartışmaları makul bir sürede sonlandırarak anlaşmak, biraraya gelmek ve birlikte hareket etmek gerekiyor.
Aslında bütün hareketler için başlangıç noktası hareketin içinde olanların birbirini sevmesi, güvenmesi ve inanmasıdır. Ancak bunun ardından sonraki aşamalar gelebilecektir.
…
Türkiye, işin başına kim gelirse gelsin, çağdaş, demokratik, barışçı bir toplum yaratmaya ve bu ortamda hoşgörüyü, kardeşliği, birliği sağlamaya mecburdur.
Türkiye, eşitsizlik, işsizlik, üretimsizlik ve dışa bağımlılık belalarını yok etmeye mecburdur.
Türkiye, bilimi, teknolojisi, sanayisi ve üretimi ile hem kendi içinde hem de uluslararası düzeyde gelişmiş ülkelerin düzeyine ulaşmak zorundadır.
Türkiye, havasına, suyuna, toprağına ve köydeki- kentteki yaşamına sahip çıkmak zorundadır.
Geleceğimizi şekillendirecek olanların öncelikle bu iddialara sahip çıkması gerekmektedir.
Yapılacak olan genel seçimlerin de buna vesile olması, en büyük beklentidir.